Çiğdem Kılıçgün Uçar: Devlet depremi hala sürüyor

Maraş’ta depremzede yurttaşları ziyaret eden Yeşil Sol Parti Eşsözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar, aradan geçen 7 aya rağmen deprem bölgelerinde tek bir adım atılmadığını söyleyerek, “Halkımız burada aynı zamanda bir devlet depremi yaşadı. Kürt ve Alevilerin yaşadığı yerlere devletin eli gitmedi. İnanç ve kimlik ayrımcılığı hala sürdürülüyor” dedi. Yeşil Sol Parti Eşsözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar ve beraberindeki heyet Maraş’taki depremzedeleri ziyaret etti. Bir dizi gözlemde bulunan heyet, yurttaşların yaşadığı sorunları dinledi. Çiğdem Kılıçgün Uçar, Türkiye’nin bir deprem bölgesi olmasına rağmen hiçbir iktidarın bu konuda politik bir faaliyet yürütmemesini ‘tercih’ olarak adlandırdı. “DEVLET DEPREMİ SÜRÜYOR” Depremin ilk gününden bu yana sorunların giderilmesi adına somut hiçbir adımın atılmadığını belirten Uçar, “Böylesine büyük bir deprem unutturulmaya çalışılıyor. Önceki depremlerin acısı hala tazeyken göz göre göre böyle bir depremle karşı karşıya kaldık. Halkımız iki depremi birlikte yaşadı. Birincisi doğal afet diye tanımlayacağımız deprem, ikincisi ise devlet depremi. Depremin ilk 3 günü halkımız “devlet nerede” diye sorarken devlet, başka işlerle uğraşıyordu. Devlet depremi halen bu coğrafyada sürüyor. 7 ay geçmesine rağmen bir su havzası olan Maraş’ta su sıkıntısı yaşanıyor. Enkazlar hala kaldırılmış değil” diye konuştu. “DEPREMDE İNANÇ VE KİMLİK AYRIMCILIĞI YAPILDI” Depremde ve depremden sonraki süreçte AKP iktidarının Kürt ve Alevilerin yoğun olarak yaşadığı yerlere hizmet götürmediğini vurgulayan Uçar, şunları söyledi: “Deprem seçim malzemesi haline getirildi. Çok iyi biliyoruz ki bu söylemler yerel seçimlerde de kullanılacak. Yazın konteynerlarda kalamayan vatandaş kışın nasıl yaşayacak burada? Çocuklar okula gidemiyor, kadınların yükümlülükleri artmış durumda. Dolayısıyla AKP hükümeti ‘deprem bölgesindekiler umurumda değil ben sadece bana oy verene hizmet götürürüm’ diyor. Kürt ve Alevilerin yaşadığı yerlere devletin eli gitmedi. İnşaat temelinin atıldığı yerlerin hepsi Türk ve Sünni köyleri. İnanç ve kimlik ayrımcılığına karşı AKP’ye bu ülkenin tek sahibi siz değilsiniz, olmayacaksınız diyoruz. Bu ülkeyi sizin hukuksuzluğunuza emanet etmeyeceğiz. Yaralarımızı birlikte sarmaya devam edeceğiz. Depreme ve her türlü afete karşı biz Yeşil Sol Parti olarak buradayız.” PİRHA
Antalya’da ‘Deniz Gezmiş’ gözaltısı

Antalya’da çok sayıda sendika, parti ve dernek yöneticisi 24 kişi “6 Mayıs’ta Deniz Gezmiş’in mektubunu okumak” suçlamasıyla gözaltına alındı. Antalya’da sabah saatlerinde Eğitim-sen Antalya Şube Başkanı ve KESK Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Nurettin Sönmez’in aralarında bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı. Ayırca Eğitim-Sen Yönetim Kurulu’ndan 4, Halkevleri, DİSK, Emekli Sen, EMEP, TİP ve Sol Parti’den 24 yönetici ve üyenin gözaltına alındığı belirtilirken, gözaltı nedeninin “6 Mayıs’ta Deniz Gezmiş’in mektubunu okumak” olarak açıklandı. PİRHA/ANTALYA
Alevilerden mesaj: Sivas, bizim kalbimizde zaman aşımına uğramadı

Avustralya Alevi örgütlenmeleri temsilcileri, Turabi Bulut Dede ve Güzide Suluk Ana, Sivas Katliamı Davası’nın zaman aşımına uğratılması ve Türkiye’de okullara imam atanmasına ilişkin video mesaj paylaştı. Turabi Bulut Dede, “En küçük bir barış, bin tane savaşa bedeldir” dedi. Turabi Bulut Dede, Güzide Suluk Ana ve Avustralya Alevi örgütleri temsilcileri, Sivas Katliamı Davası’nın 30. yılında zaman aşımına uğratılması ve Türkiye’de okullara imam atanmasına ilişkin video mesajlar yayınladı. Güzide Suluk Ana, mesajında “Katledildim Maraş’taydım. Diri diri yandım Sivas’taydım. Parçalandım Çorum’daydım. Malatya başka bir yara… Hangisini söyleyeyim ki? ‘Zaman aşımına uğradı’ diyorsunuz; Sivas, bizim kalbimizde zaman aşımına uğramadı. Biz küllerimizden yeşereceğiz. İnancımızı doya doya yaşatmadınız ama biz dimdik ayaktayız. Canlar, herkes kendi inancında yaşasın. Gerçekten kınıyorum. Kaç senedir katiller, aramızda dolaştı ve zaman aşımına uğradı, bu nasıl iştir?” ifadelerini kullandı. “İMAMLARIN YERİ BELLİ” Avustralya Alevi Toplum Konseyi (AATK) İnanç Kurulu Başkanı Nasuh Baldemir şunları söyledi: “Yakın zamanda Sivas Davası zaman aşımına düşürüldü. Orada 33 canımızı her andığımızda içimiz yanıyor. ‘Ben insanım’ diyen bütün insanlar için böyledir. Bu dava bitmedi, bitmeyecek. Kimsenin diline, dinine, ırkına hiçbir itirazımız olmadı, olamaz. Başkalarının da bizi öyle görmesini istiyoruz. Karma eğitimin konuşulduğu yerde söz hakkımız olduğuna inanıyoruz. Öğretmenlerin yeri ayrı, imamların yeri belli. Herkes görev yerinde olmalı.” “OKULLARA GERİCİLİĞİN SOKULMASINA KARŞI ÇIKIYORUZ” Dandenong Alevi Kültür Merkezi (DAKM) Başkan Yardımcısı Doğan Coşku “Bizler binlerce kilometre uzakta olsak da Türkiye’de gelişen gündemden uzak değiliz. Asimile edemedikleri Alevileri bu sefer eğitim yolu asimile etmeye çalışıyorlar. Bunlar her zaman olmuştur ve olacaktır. Önemli olan bizlerin bu gerici faaliyetler karşında nasıl bir duruş sergileyeceğimiz. ÇEDES projesine bizler de karşıyız. Laik, çağdaş eğitimden yanayız. Okullara gericiliğin sokulmasına bizler de Avustralya’dan karşı çıkıyoruz.” dedi. “İNSANLIK SUÇLARININ ZAMAN AŞIMINA UĞRAMAMASI LAZIM” Sunrysia Çağdaş Alevi Kültür Merkezi Başkanı Ali Şengünlü, konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Suçluların yakalanıp cezalandırılmaması, davanın zaman aşımına uğratılması beni çok üzdü. O günü hiçbir zaman unutamadım. İnsanlığa karşı işlenmiş suçların zaman aşımına uğramaması lazım. Bir başka konu ise okullara imam atanması. Bunu doğru bulmuyorum.” “SUÇLULARIN YAKLANIP CEZALANDIRILMASINI TALEP EDİYORUM” Sunrysia Çağdaş Alevi Kültür Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Sefa Arslan, “Sivas Katliamı 30 sene sonra siyasi olarak zaman aşımına uğratılmıştır. İnsanlığa karşı işlenmiş suçlar zaman aşımına uğratılamaz. Bu siyasi bir karardır. Suçluların yakalanıp cezalandırılmasını talep ediyorum. Bir de okullara imam görevlendiriliyor. Okullarda rehber öğretmen yeterlidir.” dedi “MARAŞ’I, SİVAS’I, DERSİM’İ, ÇORUM’U UNUTMUYORUZ” Turabi Bulut Dede, Sivas Katliamı Davası’nın zaman aşımına uğratılması hakkında şu ifadeleri kullandı: “Madımak Oteli’nde yapılan katliamın üzerinden 30 yıl geçti. O günden bugüne yapılan katliamlar barışa, insanlığa, adalete karşı yapılan katliamlardı. Bu katliamları devamlı kınıyoruz. Madımak Oteli’nde yitirdiğimiz canları saygıyla anıyoruz. Hukukun, adaletin olmadığı bir ülkede ne bekliyoruz ki! İnsan özgürce fikrini, inancını yaşayamıyorsa o ülkede mutlaka sorunlar çıkıyor. Alevi toplumu olarak yitirdiğimiz canlarımızı bırakmıyoruz. Yaşadığımız sürece onların, gönüllerimizde yeri vardır. Maraş’ı, Sivas’ı, Dersim’i, Çorum’u unutmuyoruz. En küçük bir barış, bin tane savaşa bedeldir.”
Tutuklu gazeteci Abdurahman Gök, ödülünü cezaevindeki gazetecilere adadı

Paylaş PİRHA- Musa Anter Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri kapsamında, Türkçe haber kategorisinde birincilik ödülünü alan tutuklu gazeteci Abdurrahman Gök, ödülünü tüm tutuklu gazetecilere adayarak, “Özgürlüğünden yoksun bırakılma riskine rağmen hiçbir şekilde hakikatten ve vicdanlarından ödün vermeyen herkese selam olsun” mesajını paylaştı. Musa Anter Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri, Türkçe haber kategorisinde birincilik ödülünü, İran’da Mahsa Amini’nin katledilişinin ardından başlayan “Jin jiyan azadî” hareketini dünyaya yayan “Rojhilat ve İran’dayım: Yeni bir İran umudu” haberiyle alan Mezopotamya Ajansı’nın tutuklu editörü Abdurrahman Gök, bir mesaj yayınladı. Tutuklu bulunduğu Diyarbakır Cezaevi’nden mesaj gönderen Gök, haberini seçen jüri üyelerine teşekkür etti ve ödülünü adını sıraladığı tutuklu gazetecilerin şahsında tüm tutuklu gazetecilere adadı. “HAKİKATTEN ÖDÜN VERMEYEN HERKESE SELAM OLSUN” Gök’ün gönderdiği mesaj şöyle: “Mahza Jina Emini’nin 13 Eylül 2022’de Tahran’da polis tarafından öldürülmesinden sonra tam Tahran’a yayılan eylemleri takip etmek için gittiğim İran ve Rojhilat kentlerinde yaptığım gözlemler sonucu hazırladığım yazı dizisini ödüle layık gören jüri üyelerine teşekkür ederim. Bu ödülü özgürlüklerinden yoksun bırakılmak pahasına Jina’nın ölümünü kamuoyuna duyurdukları için tutuklanan İranlı gazeteciler Nilufer Hamedi ve Elahe Mohammedi’ye, benim gibi tutuklu gazeteci arkadaşlarım Sedat Yılmaz, Dicle Müftüoğlu, Mehmet Şah Oruç, Fırat Can Arslan ve Merdan Yanardağ şahsında tutuklu gazetecilere adıyorum. Özgürlüğünden yoksun bırakılma riskine rağmen hiçbir şekilde hakikatten ve vicdanlarından ödün vermeyen herkese selam olsun.” PİRHA/DİYARBAKIR
Apê Musa’nın katledilmesinin üzerinden 31 yıl geçti

Kürt aydını, gazeteci-yazar Musa Anter’in (Apê Musa), aramızdan ayrılışının üzerinden 31 yıl geçti. 20 Eylül 1992 yılında Diyarbakır’da gerçekleşen Kültür-Sanat Festivali’ne katılarak kitaplarını imzalayan Musa Anter, akşam saatlerinde Seyrantepe Mahallesi’nde uğradığı silahlı saldırı sonucu 72 yaşında hayatını kaybetmişti. Cinayetin üzerinden 31 yıl geçti, ancak bugüne kadar failler tek tek, isim isim bilinmesine rağmen yakalanmadı. Hayatı cezaevi ve sürgünlerle geçen Musa Anter, 1920 yılında Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı Ziwinge (Eskimağara) köyünde dünyaya geldi. 1944 yılında Ayşe Hale ile evlenen Ape Musa, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki eğitimi yarım bıraktı. KÜRT DİLİNE KATKILARI Üniversiteden ayrıldıktan sonra Şark Postası ve Dicle Kaynağı’nda yazmaya başlayan Anter, İleri Yurt gazetesindeki Kürtçe şiiri “Qimil/Kımıl” sebebiyle 1959 yılında tutuklandı, idamla yargılandı. 1960 darbesinden sonra serbest kalan Anter, cezaevinden çıktıktan sonra Deng, Barış Dünyası ve Yön dergilerinde yazdı. Ape Musa, çeşitli tariflerde Dicle-Fırat, Azadiya Welat, Yeni Ülke, Özgür Gündem, Rewşen ve Tewlo’da yazdı. Bununla birlikte yedi kitap ve bir de Kürtçe-Türkçe Sözlük yayımladı. 11 YILI CEZAEVİNDE GEÇTİ Daha sonra Türkiye İşçi Partisi’nde (TİP) aktif siyasete atılan Anter, 1965 seçimlerinde Mardin’den aday oldu. Ancak son anda gerçekleşen aday değişikliği yüzünden bağımsız olarak seçimlere giren Anter, 12 Mart 1971’de tekrar tutuklandı ve Seyrantepe Askeri Cezaevi’nde 3 yıl kaldı. 12 Eylül 1980’de ise “Kürtçülük” propagandası yapmaktan tutuklanıp Nusaybin Cezaevine konulan ve 1 yıl sonra tahliye edilen Anter’in, toplamda 11 yılı cezaevinde geçti. JİTEM TETİKÇİSİ CİNAYETİ ANLATTI Kürt bilgesi Anter, 20 Eylül 1992 yılında bir Kültür-Sanat Festivali’ne katılmak için geldiği Diyarbakır’da JİTEM elemanları tarafından Seyrantepe Semtinde katledildi. Cinayetle ilgili başlatılan soruşturma ve kovuşturmada bugüne kadar bir gelişme sağlanamazken, JİTEM tetikçisi Abdulkadir Aygan 2004 yılında Apê Musa cinayetine ilişkin itiraflarda bulundu. Apê Musa cinayetini JİTEM’in planladığını itiraf eden Aygan, JİTEM kurucusu Binbaşı Ahmet Cem Ersever, Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, JİTEM elemanları Mustafa Deniz, Savaş Gevrekçi, Ali Ozansoy, itirafçı Cemil Işık (Hogir) ve Hamit Yıldırım’ın cinayetten sorumlu olduğunu söyledi. PİRHA
Yeşil Sol ve HDP’den ikinci tur tutumu: Sandığa gideceğiz, mutlaka kazanacağız!

Halkların Demokratik Partisi, 2. Tur seçimlerine dönük tutumunu açıkladı. HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Sandığa eksiksiz gideceğiz ve hep birlikte tek adam rejimini devireceğiz” dedi. HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile Yeşil Sol Parti Eş Sözcüleri Çiğdem Kılıçgün ve İbrahim Akın, ortak basın açıklaması yaptı. Cumhurbaşkanı Adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ın kamuoyuna açıkladığı 7 maddelik protokolün ardından HDP kanadından gelecek cevap merakla bekleniyordu. HDP Genel Merkezinde yapılan basın toplantısında 2’inci tur seçimlerine ilişkin tutum da netleşmiş oldu. “SANDIĞA GİDECEĞİZ” Basın toplantısında ilk konuşan isim Pervin Buldan oldu. HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, “Sandığa eksiksiz gideceğiz ve hep birlikte tek adam rejimini devireceğiz” diyen Buldan, “28 Mayıs seçimi demokratik rejimden yana olanlar ile bu tekçi rejim arasında bir referandum niteliğindedir. Dün Zafer Partisi ile Kılıçdaroğlu arasında geçen görüşmeyi de bu minvalde değerlendirdik. Kürt sorununun çözümsüzlüğü toplumun çıkarına değildir. Göçmen ve mültecileri siyasi çıkar haline getirmek doğru değildir. Mülteci ve göçmen sorunu güçlü bir barış mücadelesi verilerek çözülür” şeklinde konuştu. Buldan şöyle devam etti: “Bizler HDP ve Yeşil Sol Parti olarak halkın hak, hukuk talebine kefiliz. 28 Mayıs’ta oylanacak olan bu ucube sistemin devam edip etmeyeceğidir. Birleşen milyonlarca oy, daha çok refah talebi içindir. Erdoğan, bizler açısından asla bir seçenek değildir. Kürt halkının ve tüm toplumların hukuk, adalet özlemini tanımak bizler için önceliktir. Umudu büyütüyoruz. Bizler inanıyoruz sizler de inanın. Sandığa gideceğiz. Israrla ve inatla mücadelemizi sürdüreceğiz. Mutlaka bizler kazanacağız.” “KADIN VE KÜRT DÜŞMANI REJİMİ DEĞİŞTİRMEK İSTİYORUZ” Basın toplantısında konuşan Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın ise şu konuşmayı yaptı: “Türkiye son zamanlarda seçim sathı mahallinde toplumu birbirine kırdırmaya ve savaş politikaları nezdinde gelecek ve değişim isteğini köreltmeye çalışan bir zihniyet ile karşı karşıyayız. Ancak bu değişim talebini asla engelleyemeyecekler. 14 Mayıs’ta yarım bıraktığımız işi 28 Mayıs’ta tamamlayacağız. 14 Mayıs’ta durdurduk, 28 Mayıs’ta değiştireceğiz. 28 Mayıs’taki sonuç bizler ve Türkiye halkları için önemli olacaktır. Bu değişim iradesini her türlü oyunla engellemeye çalışanlar karşısında, insanlarımızın sandığa gitme isteklerinin köreltilmesi karşısında, ısrar ve inatla mutlaka sandığa gidip oylarımızı kullanarak 28 Mayıs’ta Saray rejimini, bu kadın ve Kürt düşmanı rejimi değiştirmek istiyoruz. Bütün halklarımıza bir kez daha sesleniyoruz. Biz buradayız ve değiştirme konusunda kararlıyız. “OYUMUZ YİNE DEMOKRASİDEN YANADIR” Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Çiğdem Kılıçgün Uçar ise “14 Mayıs’tan beri Saray oyunlarını hep birlikte izliyor ve görüyoruz” diyerek şunları söyledi: “Partimiz birinci ve ikinci tur seçimlerinde aldığı kararla değişimi, dönüşümü ve demokrasiyi esas aldığını ifade etmişti. Bunu yaparken protokollere ve pazarlıklara ihtiyaç duymayan, ilkeli tutumu en başından beri koruyan ve bunu savunan tavrında ısrar etti. Türkiye’de sandığa giden seçmenlerin yarısından fazlası değişimi, dönüşümü ve demokrasiyi savunmuştur, arkasında durmuştur. HDP ve Yeşil Sol Parti bu talebin can suyudur. Bunun üzerine verilecek hiçbir su can suyu kadar etkili olmayacaktır. Halklarımızdan aldığımız güçle yüksek bir mücadele yürüttük, yürütmeye devam edeceğiz. Yeni kayyım tartışmalarına ve kayyım üzerinden siyaset yürütenlere dün de cevap olduk, bugün de cevap olacağız. Türkiye siyasetini şoven ve milliyetçi dilden arındıracağız. Çünkü toplumun ve halkların gerçekliği bu değil. Halklarımıza çağrımızdır. Bizim önceliklerimiz vardı seçime giderken. Bu firavun sistemini, tek adam rejimini, kadın düşmanı rejimi göndereceğiz. Hukuku bir savaş aracı haline getirenleri ve rakiplerini bununla engellemeye çalışanları göndereceğiz. Ekonomiyi rant ve ihale olarak gören, doğamızı kupon ve arsa gibi pazarlayan gözü doymayan bu iktidarı göndereceğiz. Halklarımızın yürüttüğü mücadelenin elde ettiği bütün kazanımları da kadınlar, gençler, Kürtler ve Aleviler adına korumaya ve büyütmeye devam edeceğiz. Bizi bekleyen seçim bir Erdoğan ve Kılıçdaroğlu seçimi değildir. Bu seçim bizim seçimimiz. Oyumuz yine demokrasiden, değişimden ve dönüşümden yanadır. “AYNI KARARLILIKLA BU TERCİH VE POLİTİKAMIZI SÜRDÜRÜYORUZ” HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar da sandığa gidilmesi gerektiği vurgusunu yaparak şunları söyledi: “Bizler tercihimizi Türkiye toplumunun demokratik dönüşüm, barış ve refah umudu ve iradesi yönünde kullanıyoruz. Esasen seçim politikamızı da diğer politikalarımız gibi şeffaf ve ilkesel bir biçimde yürütüyoruz. Şimdi de ortaya çıkan bazı gelişmeler karşısında tutumumuzu bir kez daha sizlerle paylaşma ihtiyacı doğdu. Bu gelişmelerin bir kısmının ortamı bulandırmak ve halkların sandığa gitme isteğini kösteklemek amacına dönük olduğunun farkındayız. Tuzaklar kuruluyor, bunları da görüyoruz. Ama bizler demokratik dönüşüm, adalet, refah ve özgürlük hedefimizden vazgeçmiyoruz. Bizler tercihimizi Saray rejimini değiştirme yönünde ortaya koymuştuk, aynı kararlılıkla bu tercih ve politikamızı sürdürüyoruz. Halklarımıza, özellikle birinci turda sandığa gitmeyen yurttaşlarımıza da açık çağrımızdır; sandığa gidelim, sandıkları koruyalım, irademizle Saray rejimi değiştirelim, irademize de sandıklarımıza da sahip çıkalım. Buna inanalım ve hep birlikte değiştirelim. PİRHA/ANKARA
DAD Eş Genel Başkanı Kulu: Hizbullah zihniyetine karşı koymak hayati önemde

Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Başkanı Musa Kulu, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Zafer Partisi ile protokol imzalaması üzerine bazı kesimlerin seçimi boykot söylemlerine ilişkin “Boykot kararı yüzde 5 farkla önde olan tek adama kazandırmak ve geleceğimizin ateşe atılması demektir” dedi. Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Musa Kulu, HÜDA PAR’ın meclise girmesi, ittifakların seçim sürecindeki eksiklikleri, Alevilerin talepleri, 14 Mayıs seçim sonucu, Cumhurbaşkanlığı seçimi konularında PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. “BOYKOT ERDOĞAN’A SEÇİM KAZANDIRIR” Zafer Parti’sinin seçimde Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceğini açıklaması üzerine, CHP ile Zafer Partisi yedi maddelik bir protokol imzaladı. Bu durum bazı çevrelerce tepkiyle karşılandı ve boykot söylemleri dile getirilmeye başlandı. Boykotun Recep Tayyip Erdoğan’a oy vermekten farksız olduğunu söyleyen DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Bu dönem o dönem değildir. Boykot kararı yüzde 5 farkla önde olan tek adamı onaylamak, ona kazandırmak demektir. Umutlarımızın, geleceğimizin ateşe atılması anlamına geliyor. Herkesin bir tek oyun dahi heba olmaması için ortaya gayret koyması gerekiyor” diye konuştu. “HİZBULLAH ZİHNİYETİNE KARŞI KOYMAK HAYATİ” 90’lı yıllarda Hizbullah’ın yaptığı katliamları hatırlatan Kulu, iktidarın HÜDA PAR ile ittifak yapması ve meclise milletvekili göndermesini var olan karanlığın daha da büyümesi anlamına geldiğini ifade etti: “Devletin beslediği, büyüttüğü, palazlandırdığı, Kürtlere ve diğer halklara karşı kullandığı Hizbullah artık resmi ve aleni bir şekilde devletin ortağı oldu. Bugün Hizbullah’ı da kendisine katarak en gerici şekilde tek adam rejimini sürdürmek bu ülkenin biraz daha karanlığa gömülmesi demektir. Kadının, Alevinin, Kürt’ün, demokratın yaşam hakkının ortadan kalkması demektir. Kendini yurtsever olarak adlandıran, ülkesine karşı sorumluluk hisseden herkesin bu duruma karşı duruş sergilemesi gerekir.” İTTİFAKLARA ELEŞTİRİ 14 Mayıs seçim sonuçlarının sandık hileleriyle geçiştirilmesinin doğru bir yaklaşım olmayacağını belirten Musa Kulu, ittifakları herkese ulaşamama noktasında eleştirdi. Kulu, “Öğrenilmiş çaresizlik Türkiye için geçerli bir kavram. Evinde ekmeği olmayanın bu sisteme hala biat etmesi anlaşılır bir şey değildir. Belki de Millet İttifakı ile Emek ve Özgürlük İttifakı diye adlandırılan bu ülkenin aydınlığı için gayret edenlerin çabası da yeterli olmadığı gibi aynı zamanda hedef kitlesinin dışında yaratıcılık göstermediğini de 14 Mayıs seçimi bize gösterdi. Topluma ve halka gelecekle ilgili kurduğu her cümlenin toplumda karşılığı olmadığını gördük. Sadece sandıklardaki hilelerle bu gerçeği geçiştirmek doğru değildir” dedi. Kemal Kılıçdaroğlu’nu da Sinan Oğan ve Zafer Partisi ile görüşmelerinden dolayı eleştiren Kulu, “Kılıçdaroğlu’nun denize düşen yılana sarılır gibi bu toplumun hiçbir kimliğini kabul etmeyen kişilere yanaşma biçimi toplumda umutsuzluğa yol açtı. Ne Sinan Oğan’ın ne de Zafer Partisi’nin bu ülkeye demokrasi ve barış getirme gibi bir iddiası yok. Tek adam rejiminin bir parçası olan bu kişiler sadece sizleri sistemin devamına mecbur bırakan ve kendi taleplerini dikte eden bir noktadadırlar” diye konuştu. “MUAVİYE ZİHNİYETİ ALEVİLERE, KÜRTLERE YAŞAM HAKKI TANIMAYACAKTIR” Alevilerin ötekileştirilmeden özgür bir şekilde inançlarını, kimliklerini yaşatmak istediklerini ve seçimden yana beklentilerinin de bu yönde olduğunu söyleyen Kulu, “Kürtler ve Aleviler şunu bilmelidir ki şu an iktidarı elinde bulunduran Muaviye zihniyeti size yaşam hakkı tanımayacaktır. Bugün İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de veya ülkenin çeşitli yerlerinde seküler ve kendi yaşam tarzı olan insanlar gelecekte çarşafa bürünme tehlikesiyle karşı karşıyalar. Daha anaokulundayken Kuran kursuna mecbur edilen çocuklarımız olacak” ifadelerini kullandı. “BU SEÇİM AYDINLIK İLE KARANLIĞIN SAVAŞI” 28 Mayıs’ta yapılacak olan seçimin Erdoğan ve Kılıçdaroğlu arasındaki bir tercihten çok daha fazlası olduğunu dile getiren Musa Kulu, bunu aydınlık ile karanlığın arasındaki savaş olarak adlandırdı. Halkın diktatörlükle demokrasi kavgasında bir tercih yapacağını belirten Musa Kulu sözlerini şöyle sürdürdü. “Bu seçim aslında haklı ile haksızın kavgasıdır. Çünkü Emevi zihniyeti Arap olmayana yaşam hakkı tanımayan bir zihniyetti, bugün bu ülkeyi elinde tutanlar da Türk ve Müslüman olmayan hiçbir kimliğe, kişiliğe yaşam hakkı tanımayan bir noktadadır. Ülkenin nasıl bir karanlığa götürüldüğünü görmediğimiz zaman geleceğimizi kaybedeceğiz. Bugün bu ceberrut sisteme evet diyenler de kaybedecek. Çünkü ülke bir kaos ortamına, İran ve Suudi Arabistan gibi olmaya sürükleniyor. Ya bu ülkede demokrasi, kardeşlik diyeceğiz ya da bütün ötekilerin ölüm fermanını yazacağız.” Fatoş SARIKAYA- Diren KESER/ MERSİN
Yeşil Sol Parti Milletvekilleri, Adıyaman’dan seslendi: Partimizin stratejisi Erdoğan’a kaybettirmek

Yeşil Sol Parti Milletvekilleri, Adıyaman’da halkla bir araya geldi. 28 Mayıs’ta sandığa gidip oy kullanma çağrısı yapan milletvekilleri, “Erdoğan’a kaybettirmek için rolümüzü oynuyoruz” dedi. Cumhurbaşkanlığı 2. Tur seçimlerine günler kala Yeşil Sol Partili milletvekillerinin çalışmaları da hız kazandı. Urfa Milletvekilleri, Adıyaman’da halk buluşmasında konuştu. “ADALETİ BİRLİKTE GETİRECEĞİZ” Yeşil Sol Parti Urfa Milletvekili Ferit Şenyaşar, 5 yıldır annesiyle birlikte adalet mücadelesi verdiğini belirterek “Mücadelemiz şu an ülkeyi felakete sürükleyen AKP-MHP zihniyetine karşıdır” diye belirtti. Ferit Şenyaşar, adaletsizliğe uğrayan herkesin sesi olacaklarını vurgulayarak şu konuşmayı yaptı: “3 insanımız Suruç Devlet Hastanesi içerisinde güvenlik kameraları önünde ve onlarca kolluk kuvvetinin önünde katledildi. 4 yıl boyunca bu katliam ile ilgili tek bir tutuklu olmadı. Bunun sebebi katliam yapan iktidar partisinin bir milletvekili ve ailesi olduğu için yargı çalışmadı. 5 yıldır zulüm altındayız. Annemle birlikte 2 yıldır Şanlıurfa Adliyesi önünde mücadelemizi sürdürüyoruz. Sivil olarak başlattığımız bu mücadeleyi belli bir seviyeye getirdik. Sesimizi dünyaya duyurduk ama maalesef şu an Adalet Bakanlığı açısından davamızda herhangi bir hukuki ilerleme sağlanmadı. Biz de mücadelemizi daha da büyütmek için Yeşil Sol Partisi çatısı altında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne taşımaya ve adaletsizliğe uğrayan herkesin sesi olmak için milletvekili olduk. Evet biz bir adaletsizliğe uğradık, milletvekili seçildikten sonra başta Şanlıurfa olmak üzere 81 ilde adaletsizliğe uğrayan herkesin sesi olacağız. Bugün de burada olmamızın sebebi nerede bir adaletsizlik, hukuksuzluk varsa orada bulunacağız. Kısa bir süre önce burada bir deprem meydana geldi ve yeterli önlemler alınmadığı için büyük kayıplar verdik. Depremin 3. günü ben de Adıyaman’daydım. O gün sadece ana caddelerde çalışma vardı ama kenar mahallelerde insanlar kaderleri ile baş başa bırakılmıştı. En büyük adaletsizliğe Adıyaman’da biz de tanık olduk. Bizler kararlıyız. Çok sancılı bir süreçten geçiyoruz ama hiçbir zaman mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz. Bir adalet gelecekse de onu da birlikte getireceğiz. “KAZANAN KADINLAR OLACAK” Urfa Milletvekili Dilan Kunt Ayan ise Cumhur İttifakının, kadın mücadelesine dönük “Savaş ilan ettiğini” söyleyerek şu konuşmayı yaptı: “Seçim sürecinde dahi yapmış oldukları ilk pazarlık kadın kazanımlarıydı. Yapacakları şey elbette ki kadın kazanımlarını bir bir yok etmekti. Bizler de bu yüzden diyoruz ki tek adam gidecek, kazanan biz olacağız. Kazanan kadınlar olacak. Elbette ki 14 Mayıs sürecine ilişkin eksiklerimiz olmuş olabilir. Fakat şu an yapacağımız en büyük şey elbette ki 28 Mayıs’a güçlü bir şekilde çıkmak, güçlü bir şekilde bu tek adamı geldiği noktaya tekrardan geri göndermek.” “PARTİMİZİN STRATEJİSİ, ERDOĞAN’A KAYBETTİRMEK” Urfa Milletvekili Ömer Öcalan ise ülkenin kritik bir süreç yaşadığının altını çizdi. “Hukukun zerresi kalmayan bu ülkede alternatif bir yol açmalıyız. Bu ülke huzuru, barışı ve çözümü hak ediyor. Huzur, çözüm ve barış da şu an sizin elinizdedir. 21 yıldır iktidarda olan AKP zihniyetinin bu ülkeye vereceği hiçbir şey kalmamıştır. Ekonomik, sosyal, siyasal anlamda bu ülke adeta bir çöküş yaşıyor. Adeta ülke ortadan ikiye bölünmüş. Erdoğan da ‘ya taraf olursunuz ya da bertaraf olursunuz’ diyor. İşte bu zihniyet, insanlar arasında büyük bir ayrım yarattı ve biz bu ayrımı ortadan kaldırmaya geliyoruz. Bu seçimde partimizin bir stratejisi vardı; Erdoğan’a kaybettirmek. Bu konuda rolümüzü oynuyoruz. 28 Mayıs bizim için önemli çünkü karşımızda adeta bir şer ittifakı var. İşi gücü toplumu germek ötekileştirmek ve terörize etmektir. Bunun karşısında 28 Mayıs’ta gidip oylarımızı kullanmalıyız ve sandıklara sahip çıkmalıyız.” PİRHA/ADIYAMAN
İngiltere Cemevi yöneticisi Cemgil’in yurtdışı çıkış yasağı kaldırıldı

İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanında gözaltına alınarak hakkında yurtdışı çıkış yasağı uygulanan İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi Yöneticisi Ali Ender Cemgil’in yasağı kaldırıldı. İngiltere Alevi Kültür Merkezi ve Cemevi, yöneticileri olan Ali Ender Cemgil’in 21 Nisan tarihinde İstanbul’da bulunan Sabiha Gökçen Havalimanı’nda gözaltına alındığını duyurmuştu. İfadesi alınan Cemgil, yurtdışı çıkış yasağı konularak serbest bırakılmıştı. Yurt dışı çıkış yasağının kaldırılması için gerekli itirazların yapılması sonucu Cemgil hakkındaki yasak kaldırıldı. Cemgil’in yakın zamanda İngiltere’ye döneceği kaydedildi. PİRHA/İSTANBUL
Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’ın montaj itirafına sert yanıt!

Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın montaj itirafına “Montajcı sahtekar” diyerek tepki gösterdi AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP’nin reklam filmindeki montaj görüntüleri itiraf etti. AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, katıldığı canlı yayında gündeme ilişkin soruları yanıtladı. Abdülkadir Selvi’nin “Kim ne ile video çekmiş” sorusuna Erdoğan, Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Kandil’de video kaydının olduğunu iddia etti. Montaj olduğu bilinen video hakkında Erdoğan, “Kılıçdaroğlu, Kandil’dekilerle video çekimleri var, bunları yayımladılar” dedi. Oluşan sessizliğin ardından Erdoğan, “Ama montaj ama şu ama bu” ifadelerini kullandı. Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın canlı yayında itiraf ettiği montaj görüntülere tepki gösterdi. Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın “montaj” yalanını kabul ettiği anlara ilişkin görüntüyü “Montajcı sahtekar” notuyla paylaştı. “BEN İFTİRAYA UĞRAMAKTAN YORULDUM, BU BANA İFTİRA ATMAKTAN YORULMADI” Kılıçdaroğlu bir süre sonra ise “Ben iftiraya uğramaktan yoruldum, bu bana iftira atmaktan yorulmadı. Sen kimin temiz olduğunu, kimin kirli olduğunu herkese göster ya Rabbi. Amin!” ifadelerini kullandı. PİRHA
DAD’dan Kılıçdaroğlu’na destek

DAD, toplumu kutuplaştıran bir siyaset anlayışına “Dur” demek için; seçimin ikinci turunda Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceklerini açıkladı. Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) 28 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimine dair açıklama yayınladı. Üçüncü dünya savaşının yaşandığı koşullarda Türkiye’nin Cumhurbaşkanı seçimlerinin ikinci turuna gittiğinin belirtildiği açıklamada, “Bu bakımdan mevcut seçimler uluslararası güç dengelerinden, çıkar ilişkilerinden bağımsız degildir. Zihniyet ve vicdan yapısının iktidar ve sermaye güçlerinin insafına göre inşa edildiği; emek, barış, demokrasi, insan haklarına, birey, toplum ve doğaya ait ne varsa yok hükmünde sayıldığı; adaletin güçü degil, muktedirin hukukunun esas alındığı, hakikati dile getirenlerin baskı ve zulüm altında olduğu, cezaevlerindeki hak ihlallerinin arş-ı âlaya ulaştığı bir ortamda seçimlere gitmek; demokratik siyaseti savunanlara büyük sorumluluklar yüklemektedir” denildi. “Siyasete katılmak, siyasetin öznesi olmak, varolan kötü gidişatı değiştirmek, yaşanılır ortam inşa etmek için YA XÎZÎR diyerek zülme karşı ikrarlı birliğe yol almak zamanıdır” denilen açıklamaya şöyle devam edildi: “TOPLUMU KUTUPLAŞTIRAN SİYASET ANLAYIŞINA DUR DEMEK İÇİN…” “Öz itibariyle devletin bütün zor ve ideolojik aygıtları mevcut iktidarın elindedir. İktidarı, baskıyı yönetim ile aynı manaya getiren; farklılıkların ikrarlı birliğini kabul etmeyen; kadının düşünsel, örgütsel, kültürel, sosyal, siyasal, ekonomik alanlarda öz dinamiklerine kavuşmasını istemeyen, ekonomik değerleri belli kesimde tekelleştiren, birikimleri yağmalayan, Kürt-Türk, Alevi-Sünni ayrılmasını derinleştirerek toplumu kutuplaştıran bir siyaset anlayışına “Dur” demek için; seçimin ikinci turunda sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu desteklediğimizin bilinmesini isteriz. Zamanın ve mekanın ruhuna demokrasi güçlerine tarihi sorumluluklar yüklemektedir. Bu sorumluluğun gereği olarak; cümle canların sandığa gitmesi bir sorumluluktur. Zaman sahipsiz, mekan rızasız, mazlum çaresiz değildir.” PİRHA
Şenyaşar’dan 28 Mayıs çağrısı: Değişim yaratmaktan başka çaremiz yok

“Birlikte değiştirebiliriz” diyerek 28 Mayıs seçimlerine katılım çağrısı yapan Yeşil Sol Parti Riha Milletvekili Ferit Şenyaşar, “Bir değişim yaratmaktan başka bir çaremiz yok” dedi. Cumhurbaşkanlığı ve 28. Dönem Milletvekili Seçimlerinde 64 milyon 190 bin 651 seçmenden 55 milyon 761 bin 445’i oy kullandı. 8 milyon 352 bin 496 seçmen sandık başına gitmedi, 1 milyon 36 bin 565 seçmenin oyu da geçersiz sayıldı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 4 aday da gerekli olan yüzde 50 artı bir oy oranına ulaşamadığı için seçimler ikinci tura kaldı. Seçmen 28 Mayıs’ta ikinci kez sandık başına giderek, en çok oy alan Cumhur İttifakı adayı Tayyip Erdoğan ve Millet İttifakı adayı Kemal Kılıçdaroğlu arasında tercih yapacak. ‘SANDIKTAN HALK İRADESİ ÇIKMADI’ Yurtiçinde yapılacak olan seçimlere sayılı günler kala, siyasi partiler 14 Mayıs’ta sandık başına gitmeyen yüzde 13,02’lik kesimin sandığa gitmesi için çalışmalarını sürdürüyor. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil Sol Parti) Riha Milletvekili Ferit Şenyayar, 28 Mayıs’ta yapılacak olan seçimlerin önemine dikkat çekerek, bütün yurttaşları sandık başına gitmeye çağırdı. 14 Mayıs seçimlerini hatırlatan Şenyaşar, “Buradaki en temel beklentimiz sandığa ne girdiyse, onun çıkmasıydı. Halk ne karar verdiyse, onun iradesinin çıkması için mücadele ettik. Fakat sayımlar yapıldıktan sonra veriler sisteme geçirildiği zaman YSK ile sandık başında imzalanan ıslak imzalı tutanakların birbirini tutmadığını gördük. Bu konuda gerekli incelemeleri yaptıktan sonra itirazlarda bulunduk. İtirazlarımızın bir kısmı kabul edildi ama itirazlarımızın büyük bir bölümü reddedildi. Sonuç itibariyle maalesef sandıklardan halkın iradesi çıkmadı” dedi. ‘TÜRKİYE’DE DEĞİŞİMİ YARATACAĞIZ’ “Her ne kadar 14 Mayıs’ta istediğimiz başarıyı elde edemediysek de AKP iktidarını durdurduk ve cumhurbaşkanı seçimleri ikinci tura kaldı” diyen Şenyaşar, “Çok tarihi bir seçimdir. Bunun için sahadayız ve çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Sahada temas ettiğimiz herkes yaşanan durumdan şikâyetçi. Esnaf perişan durumda. Halk, ekonomik krizin cenderesinde. Bunun için herkes bir değişim istiyor. 28 Mayıs daha güçlü bir şekilde sandıkların başında olacağız. Halkın iradesinin sandığa yansıdığı gibi çıkması için büyük bir özveri ile çalışacağız ve Türkiye’de değişimi yaratacağız. Başka çare yok. Çünkü eğer mevcut iktidar bu seçimleri tekrar bir şekilde almayı başarırsa, ülkeyi büyük bir felaket bekliyor olacak. Halkımız da bunun farkında ve tedirgin bir şekilde bekliyor” diye konuştu. 14 Mayıs’ta oy kullanmayan 8 milyon seçmeni 28 Mayıs’ta sandık başına taşımak için çalışma yürüttüklerini aktaran Şenyaşar, “Türkiye’de büyük bir umutsuzluk var ama bizler inançlıyız ve kararlıyız. Mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu iktidarı değiştireceğiz. Halkın iradesine sahip çıkmak için ne gerekiyorsa yapacağız” ifadelerini kullandı. ‘KARARLILIKLA MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRÜYORUZ’ Annesi Emine Şenyaşar ile birlikte Urfa Adliye’si önünde 2 yıldır Adalet Nöbeti’nde olduklarını vurgulayan Şenyaşar, “Şu an bütün Urfa halkıyla beraber bu mücadelemizi büyütüyoruz. Ortada büyük bir zulüm ve adaletsizlik var. Bu zulmü ve adaletsizliği yapan iktidar partisinin milletvekilleri ve bakanlarıdır. Ülkenin başında bulunan Cumhurbaşkanı da bundan sorumludur. Bizlerin bir değişimi yaratmaktan başka bir çaresi yok. Bunun için mücadelemizi büyüterek sürdürüyoruz. İki yıldır adliye önündeyiz. Şu an bütün Urfa halkının sorumluluğunu taşıyoruz. Urfa halkının istediği değişimin demokratik koşullarla oluşması için de çalışmalarımızı yoğun ve kararlı bir şekilde sürdürüyoruz. Bizlerde yılgınlık yok. İnançla kararlılıkla bu mücadelemizi sürdüreceğiz” şeklinde konuştu. ‘BİRLİKTE DEĞİŞTİREBİLİRİZ’ Seçmene çağrıda bulunan Şenyaşar, “Birlikte değiştirebiliriz. Halkımız hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmasın. Değişim olacak, yeter ki halkımız güvensin ve sandığa gitsin. Herkesin yurttaşlık görevini yapması gerekiyor. Eğer herkes yurttaşlık görevini yaparak sandığa giderse, bir değişim olacaktır” dedi. MA / Ömer Akın
