Dersim’in yollarla çilesi bitmiyor: Trafik kazaları arttı, yaşamı zorlaştırıyor

Dersim’in en büyük sorunlarından yolların durumu. İhtiyaca cevap vermeyen yollar halkı ve sürücüleri bezdirmeye devam ediyor ve kaza riskini de arttırıyor. Özellikle Dersim kent merkezini Ovacık ve Pülümür’e bağlayan yollarda artan araç geçişlerinden dolayı son zamanlarda kazalar arttı. Pek çok köy yolu da hala asfaltsız ya da kapalı. Kent merkezinde ise yollar ve sokaklar; hem sürücüler hem yayalar hem de hayvanlar için gittikçe zorlaşıyor. Geçen hafta Pülümür yolunda meydana gelen trafik kazası, Dersim’de hem ciddi bir sorun hem de tehlike olmaya başlayan yolların durumunu tekrar gündeme getirdi. Özellikle Dersim kent merkezini Ovacık ve Pülümür’e bağlayan yollarda artan araç geçişlerinden dolayı son zamanlarda kazalar artıyor. DERSİM’İN YOL DURUMU: ARTAN MALİYET VE RİSK, KAYBOLAN ZAMAN Yollarda yeterli bakım yok. Zor bir coğrafyadan geçen bu yolların daha kullanışlı, kaliteli hale getirilmesi yüksek maliyetler gerektirdiği ve bu maliyetler karşılanmadığı için artan trafik yoğunluğuna ve yaşanan sıkıntılara rağmen yollar kaderine terkedilmiş durumda. Yolların bu durumu hem ulaşımda ciddi bir zaman kaybı yaratıyor hem her türlü sevkiyatı zorlaştırıyor hem de maliyetleri yükseltiyor. Dersim’in pahalı bir kent olmasının ve kentte üretilen ürünlerin dışarda daha yüksek fiyata satılmasının önemli nedenlerinden biri de bu durum. OVACIK YOLU Munzur Vadisi boyunca su yatağını takip ederek Ovacık’a bağlanan 59 kilometrelik Tunceli-Ovacık yolu zaten normal koşullarda bile yetersizken, özellikle yaz aylarında aşırı artan trafiği ciddi endişelere ve kaza riskinin artmasına sebep oluyor. Oldukça dar olan Ovacık yolunun büyük bölümü sert virajlardan oluşuyor, tepelerden yola sürekli kayalar düşüyor. Son yıllarda artan turizm nedeniyle yaz aylarında ilçeye günlük araç giriş-çıkışı binlerle ifade edilirken, bir yandan da artan tüketim, gelişen inşaat sektörü ile Munzur Su’yun dışarıya ürün sevkiyatı, yolu kullanan TIR ve kamyon sayısını da arttırıyor. Bunun yanında ilçenin büyük kentlere bağlantısını sağlayan seyahat firmaları ve tur operatörlerinin artan seferleri yüzünden yolu kullanan otobüs sayısı da artıyor. PÜLÜMÜR YOLU Bir diğer sorunlu bağlantı yolu da Dersim kent merkezini Pülümür’e bağlayan ve yine Pülümür Vadisi’ni su yolu boyunca takip eden 66 kilometrelik Tunceli-Pülümür yoludur. Turizm ve geri dönüş sebepli Dersim’in artan trafiğine ek olarak, Güney kentlerinden gelip Kuzey kentlerine giden özellikle nakliye araçlarının çoğu da bu yolu tercih ediyor. Dolayısıyla bu yolda da kapasitesinin üzerinde bir kullanım söz konusu. Dersim merkezi Erzincan ve büyük kentlere bağlayan Pülümür yolu üzerinde, 1960’larda çığ, sel ve kaya düşmesine karşı yapılmış 21 adet tünel bulunuyor ancak bu tüneller çok bakımsız, ışıklandırma yetersiz. Tünele girişte ve çıkışta karşıdan gelen aracı görmek zor oluyor. Yoldaki virajların da dar olması birçok tehlikeye yol açıyor. Daha geçen hafta bu yolda feci bir trafik kazası oldu. KÖY VE MEZRA YOLLARI Dersim’in yol sorunları sadece bu iki yoldan ibaret değil. Pek çok köy ve mezra yolunun asfalt olmaması ya da kapalı olması, insanların kendi köylerinde sürekli bir yaşam inşa etmelerini zorlaştırıyor. Özellikle 90’lı yıllarda boşaltılan birçok köy yolunun toprak veya kapalı olmasından dolayı köylere elektrik ve su gibi temel hizmetler götürülemediği için köylülerin geri dönüş ve yeniden yerleşiminde ciddi sıkıntılara neden oluyor. Ulaşımda sorunlar olduğu gibi yağışlarla birlikte yollar çamura dönüşüyor, araçlar kaza riskiyle karşı karşıya kalıyor. Köylüler için hayat eziyete dönüşüyor. Örneğin Pülümür’ün Hasangazi köyü, yaklaşık 100 ton yem bitkisi yetiştirme kapasitesine sahip olmasına rağmen arazilere ulaşım sağlayacak yol olmadığı için köy arazileri ekilip biçilemiyor. KENT MERKEZİ YOLLARI Atatürk Mahallesi’nde işletmeler kapandıktan sonra ana cadde karanlıkta kalıyor. Kentte hayvanlar çok, köpek ve domuz sürüleri geziyor ve bundan dolayı kazalar oluyor. Bazen hayvanlar ölebiliyor bu kazalarda. Sadece araçlar için değil, yayalar ve hayvanlar için de tehlike saçıyor. Yollardaki köpek sayısının artışı da akşam saatlerinde insanların yürüyerek evlerine gitmelerini zorlaştırıyor. Tüm ana yol bağlantıları merkezden geçtiği için şehirler arası yol yapan kamyon, TIR, otobüs gibi araçlar, zaten normal kent trafiğini kaldırma kapasitesi bile olmayan yolların yükünü çoğaltıyor, trafiği aksatıyor. Bu nedenle, şehirlerarası bağlantılar için kente yeni bir yol gerekiyor. Bunlara ek olarak mahalle arası yollarda çukurlar var. Alibaba, Gazik (Cumhuriyet), Yeni Mahalle ve Esentepe’de çok ciddi kaldırım sorunu var. Dersim her açıdan bakımsız ve sahipsiz bırakılmış durumda. PİRHA-DERSİM
SES Dersim kongresi yapıldı, sağlıkçılara yönelik şiddete dikkat çekildi

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Dersim Şubesi 11. Olağan Genel Kurulu yapıldı. Sağlıkta dönüşüm programını eleştiren SES Dersim Şube Eş Başkanı Kahraman Yürük, “Ekonomik ve özlük hakları aşınan hatta, açlık ve yoksulluk sınırına dayanan sağlık ve sosyal hizmet emekçileri artık tükenmişlik sınırında yaşamını sürdürmektedir” dedi. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Dersim Şubesi 11. Olağan Genel Kurulu, salon bulunamadığı için Dikilitaş Restaurant’ta yapıldı. Dersim’deki sendika, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşlarının yoğun ilgi gösterdiği genel kurulda, önce divan seçimi yapıldı ve saygı duruşunda bulunuldu, ardından konuşmalara geçildi. “SAĞLIK VE HİZMET EMEKÇİLERİ ARTIK TÜKENMİŞLİK SINIRINDA” Divan oluşturulduktan sonra SES Dersim Şube Eş Başkanı Kahraman Yürük bir konuşma yaptı. Siyasi kriz, gözaltılar, tutuklamalar, sürgünler, ihraçlar ile geçen bir süreci hep birlikte yaşadıklarını belirten Yürük, “Türkiye’nin içinde bulunduğu rejim krizi toplumun tüm kesimlerini etkilemiş durumda. Açlığa mahkum edilen halk, kamuda esnek ve kuralsız çalışmanın hayata geçirilmesi, dinselleşme yoluyla laikliğin yok edilmeye çalışılması ve uygulanan neoliberal ekonomik programlar içinde çıkılmaz bir ortam yaratmıştır” dedi. Toplumsal muhalefetin ve sağlık emekçilerinin 30 yıllık mücadelesi ve direncine rağmen sağlık alanında kar amaçlı piyasacı, özelleştirmeci politikalarla, sağlık hakkının tamamen yok edildiğini ifade eden Yürük, “Sağlıkta Dönüşüm Programı ile sağlık çalışanlarının ekonomik ve özlük hakları her geçen yıl giderek artan bir erozyonla gerilemiştir. Ekonomik ve özlük hakları aşınan hatta, açlık ve yoksulluk sınırına dayanan sağlık ve sosyal hizmet emekçileri artık tükenmişlik sınırında yaşamını sürdürmektedir” diye konuştu. “SAĞLIKTA ŞİDDET GÜNLÜK HAYATIMIZIN BİR PARÇASI OLDU” Yirmibir yıldır uygulanan ‘Sağlık Reformu’ sonrasında ‘Sağlıkta Şiddet’in artık günlük yaşamlarının bir parçası olduğunu söyleyen Yürük, sözlerini şöyle sürdürdü: “Sağlık kurumlarının her bir alanı şiddet mekanına dönüştü. Her gün saldırıya uğruyor, darp ediliyor, yaralanıyor, öldürülüyoruz. İşyerlerimiz güvenli değil, çalışırken endişeliyiz. Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri artık yeter demektedir. Sağlık emekçileri tükenmişlik yaşamakta, görevden ayrılmakta, kendisini ve mesleğini değersiz görmekte, yalnızlaştırılmakta ve ötekileştirilmekte, ne acıdır ki hayatlarına bile son verebilmektedirler. Yaptığımız iş çok ağır ve tehlikelidir. Sağlık iş kolunun ağır ve tehlikeli iş kolu olarak kabul edilmesi elzemdir.” “BASKI, MOBİNG VE SÜRGÜNLERE MARUZ KALIYORUZ” Devam eden FEDAŞ elektrik işçileri direnişinin kendilerine sınıfın gücünü hatırlattığını ve verdikleri örgütlü mücadeleyle herkese örnek olduklarını belirterek konuşmasına başlayan SES Dersim Şube Yönetim Kurulu Üyesi Duygu Kurban ise, “Bizler Aile ve Sosyal Hizmet Çalışanları olarak bir yıla yakın bir süredir sistematik bir şekilde baskı mobing ve sürgünlere maruz kalıyoruz. Ancak sesimizi kendi üyelerimize bile duyurmakta zorlanıyoruz. Çokça basın açıklaması gerçekleştirdik. TOMA’larla, polislerle yasaklandı. Kapı önüne yığılan TOMA’lar ve polislerle gözdağı verilmeye çalışıldı. Bu durum maalesef bir süre sonra korkuyu büyütmek ve eyleme katılanları yalnızlaştırıp il müdürü ve tayfası tarafından daha fazla hedef haline getirtmek dışında tek bir kazanım sağlamadı bize” dedi. Genel Kurul’un sonunda yapılan seçimle yeni yönetim oluşturuldu. SES Dersim Şubesi’nin yeni yönetim kurulu şu isimlerden oluşuyor: Serap Kahraman, Kahraman Yürük, Sevgi Erol, Türkan Top, Yoldaş Altaş, Meral Günbenat Şimşek ve Hıdır Kortik. PİRHA-Eyüp HANOĞLU/DERSİM
PİRHA ile Söyleştik: Radyo Munzur yerelin renklerini ortaya çıkarmaya devam edecek

Dersim’de yayın yapan Munzur Radyo’nun, elektrik kesintilerinden dolayı merkez vericisi yandı. Vericilerinin yanmasının sorumlusu grevde olan işçiler değil, FEDAŞ olduğunu vurgulayan Munzur Radyo çalışanı Ahmet Gülmez, “FEDAŞ, işçilerin taleplerini karşılasaydı bizde Dersim halkıda böyle sorunlarla karşılaşmayacaktı” diyerek FEDAŞ’ı sorumluluk almaya çağırdı. Dersim’de Fırat Elektrik Dağıtım A.Ş. (FEDAŞ) işçilerinin düşük ücret ve güvencesiz çalışma koşullarına karşı başlattığı eylem 68’inci gününde devam ediyor. FEDAŞ yetkililerinin işçilerin taleplerine kulaklarını tıkaması nedeniyle Dersim’de şehir merkezinde, ilçelerde ve köylerde yaşayan yurttaşların mağduriyeti de sürüyor. Dersim’de yayın yapan Munzur Radyo’nun, elektrik kesintilerinden dolayı merkez vericisi yandı. Munzur Radyo çalışanı Ahmet Gülmez ile vericilerinin yanmasıyla birlikte yaşadıkları sorunları üzerine konuştuk. “MADDİ KAYGILARLA GÜNLERİMİZİ GEÇİRMEYE ÇALIŞIYORUZ” Yerel radyoların en büyük sorunlarından birisinin maddi konular olduğunu söyleyen Ahmet Gülmez, “Gelişen teknolojiyle beraber ihtiyaçlarımız artıyor ancak ihtiyaçlarımız dövize endeksli olduğu için şuanda onun zorluğunu yaşıyoruz. Son bir yıldır radyonun teknik eksikliklerini yenilemeye çalışıyorum ancak yeterli düzeyde para gelirimiz olmadığı için karşılayamıyorum. Maddi kaygılarla günlerimizi geçirmeye çalışıyoruz” diye belirtti. “VERİCİMİZİN YANMASININ SORUMLUSU FEDAŞ’TIR” Dersim’de iki aydır büyük bir grev yaşandığını belirten Ahmet Gülmez, “Bu süreçte elektriklerde sürekli sorunlar çıktı ve en son bize yansıyan kısmı da vericimizin yanması oldu. Merkez vericimizin yanmasıyla beraber bize çıkan hesap en düşük ihtimalle 40 bin TL’nin üzerinde ve bizim o parayı verecek durumumuz yok. Bizim internette ve ilçelerdeki yayınlarımız devam ediyor ancak merkez vericimiz çok daha geniş bir alanı kapsıyordu. Biz yedek vericide bulamadık o yüzden biz daha basit bir verici bulup bir süre idare etmeye çalışacağız. Vericimizin yanmasının sorumlusu grevde olan işçiler değil, FEDAŞ’tır. Grevde olan insanların haklarını talep etmesi kadar doğal bir şey olamaz. FEDAŞ, işçilerin taleplerini karşılasaydı bizde Dersim halkıda böyle sorunlarla karşılaşmayacaktı. Birçok köyde elektrik sıkıntısı var, merkezde de elektriklerde sürekli gelgitler söz konusu. Sadece bizim vericimiz değil diğer iş yerleri ve evlerdeki elektronik eşyalar da bozuldu” dedi. “NE KADAR FATURA GELECEĞİNİ BİLMİYORUZ” Okuma yapılmadığı için sayaçların akıbetini bilmediklerini dile getiren Gülmez, “Ne kadar fatura geleceğini bilmiyoruz. Bize en düşük 3-4 bin TL elektrik faturası geliyordu ve elektriklerin 2 aydır okunmadığını düşünürsek, hepsinin bir anda faturaya yansıtılıp yansıtılmadığının tereddüttü içerisinde ne yapacağımızı bilmiyoruz. Genelde 3-4 bin TL olan faturamız biranda 7 bin TL olursa nasıl ödeyeceğiz çünkü bizim şuanda öyle bir gelirimiz yok. Bu durumun çözümü için FEDAŞ yetkilileri ne düşünüyor, bunu biz de merak ediyoruz. Zorlu bir süreç bizi bekliyor” diye ifade etti. “FEDAŞ’IN SORUMLULUK ALMASI GEREKİYOR” Birçok köyde insanların hazırladıkları ürünler çürüdüğü için değerinin altında satmak zorunda kaldığını vurgulayan Gülmez, “Kanunlarda şuanda FEDAŞ’ın yanında, bizler yaşadığımız mağduriyeti ispatlamamız gerekiyor, bu durum bizi yıldırıcı bir durum ama buna ilişkin FEDAŞ’ın sorumluluk alması gerekiyor. Biz bu süreçte köylere elektrik veremedik o yüzden fatura almayalım demeleri gerekiyor ama bunu depremde çadırlara sayaç takan bir zihniyetten beklemek zor. Radyo Munzur olarak sesimizi birçok alanda duyurmaya ve yerelin renklerini sunmaya devam edeceğiz. Bir olursak ve yereli güçlendirebilirsek bir yerlere varabiliriz. Sıkıntılı bir süreçten geçiyoruz ve bunun aşılabilmesi için omuz omuza vermek ve haklının yanında olabilmek gerekiyor. Radyo Munzur olarak biz bunu anlatmayı sürmeye çabalayacağız” diye konuştu. Cihan BERK/DERSİM
“AKSA! Sözünü Tut”: Fedaş İşçileri Grevlerine devam ediyor

9 Ağustos’tan beri eylemde olan ve 32’si işten çıkarılan FEDAŞ işçilerinin eylemi, yaşanan elektrik kesintileri nedeniyle kentte ve özellikle köylerde yaşamı olumsuz etkiliyor. https://radyomunzur.com/?p=1513 Grev başından beri işten çıkarılmalar ve anlaşma önerilerine yanaşmayan AKSA, 26 Eylül’de(dün) gerçekleşen 4 saati geçen Kent Konseyi ve işçilerin bulunduğu uzun görüşmenin ardından işçilerin taleplerini karşılamadı. İşten çıkarılan arkadaşlarının geri alınmasını talep eden işçiler 27 Eylül Çarşamba(bugün) saat17:30’da Dersim Sanat Sokağı’nda kabul edilmeyen taleplerine dair bir basın açıklaması gerçekleştirecekler.
Pertek’te bir ekolojik tarım hikayesi: Sürdürebilir miyiz bilmiyoruz

Dersim’de son yıllarda köye dönüşlerle ilgi odağı olan ekolojik tarım, yüksek maliyetler ve düşük verim nedeniyle, deneyenlerin çoğu için hüsranla sonuçlanıyor. Pertekli çiftçi, “yerli tohumlarla zararlı gübre kullanmadan üretim yapıyoruz ama destek yok, nereye kadar dayanabiliriz, bilmiyorum” diyor. Dersim’de son yıllarda doğal-ekolojik tarıma ilgi giderek artıyor. Memlekete geri dönenlerin de en gözde ilgi alanını oluşturuyor. Fakat gelip deneyenlerin çoğu ya yarıda bırakıyor ya da hobi temelinde küçük uğraşlarla sınırlıyor bu alanı. Çünkü ekolojik tarımın maliyetleri yüksek ve verimi düşük. Bu nedenle bireysel düzeyde başlayıp sürdürenlerin sayısı çok az. Ancak belediyelerin, kooperatiflerin ve sivil girişimlerin çabaları daha uzun soluklu olabiliyor. YERLİ TOHUMLAR YOK OLUYOR Ekolojik tarım alanındaki en ciddi sorun yerli atalık tohumların temininde yaşanıyor. Dersim’de 93-94 sürecindeki zorunlu göçlerle neredeyse biten tarımsal faaliyetlerin bir sonucu olarak yerli tohumlar yok olmaya yüz tuttu. Son yıllarda tekrar canlanan tarımsal faaliyetler ise sağdan soldan temin edilen kaynağı ve toprakla uyumu belirsiz hibrit tohumlara dayanıyor. Az sayıdaki üreticide kalan yerli tohumlar da günden güne yok oluyor çünkü verimi düşük olduğu, desteklenmediği ve fiyat rekabeti yapamadığı için üreticiler daha fazla gelir elde edebilmek için hem verimi daha yüksek olan hem de daha hızlı yetişen modern hibrit tohumları tercih ediyorlar. Bir örnek vermek gerekirse, Ovacık’ın yerli çalı fasulyesi tohumu yetişmek için en az 4 aya ve 11-12 kere sulanmaya ihtiyaç duyup bire 8-10 ürün verirken, Konya’dan getirtilen modern çalı fasulyesi tohumu hem 3 ayda yetişiyor hem yaklaşık 7 defa sulanıyor hem de çok daha fazla ürün veriyor. Oysa yerli çalı fasulyesi protein ve besin değerleri açısından daha zengin, yemeği daha sağlıklı ve daha lezzetli ama kooperatifler ve pazar her iki ürünü aynı fiyata satın aldığı için yerli ekolojik üretim yapan çiftçi zarara uğruyor. Ovacık’ta yerli çalı tohumu ile üretim yapan çiftçilerin çoğu, tüm bu sebeplerden dolayı pazar ile rekabet edemedikleri için Konya tohumuna geçtiler ve yerli tohum neredeyse yok oldu. EKOLOJİK TARIM AZ SAYIDA ÜRETİCİNİN ISRARINA DAYANIYOR Sadece az sayıdaki üretici ve girişim yerli tohumları çoğaltmakta ve bununla üretim yapmakta ısrar ediyor. Bunlardan biri de ekolojik tarım alanında 7 yıldır faaliyet yürüten Anka Dersim girişimi. Girişim, geleneksel üretim kültürünü modern tarıma entegre ederek özellikle yerli atalık buğday tohumlarını çoğaltıp çiftçilere dağıtarak, fenni gübre kullanılmamış tarlalarda ekolojik üretim yapılmasını teşvik ediyor. Pertek Dere nahiyesi Çem (Çay) köyünde, restore edilmiş asırlık bir de su değirmeni var girişimin. “BİÇERDÖVER BULMAKTA SIKINTI ÇEKİYORUZ” Daha önce İl sağlık müdürlüğünden memur olarak çalışan ve şu anda Pertek’in Beydamı (Balişer) köyünde yaşayan Üzgün, “Birkaç yıldan beri doğal, ekolojik tarımla uğraşıyorum. İmkanlarımız kısıtlı olduğu için zor şartlarda üretim yapabiliyoruz. Buğday ektiğim zaman, yıllarca kullanılmayan, kimyasal gübrenin, ilacın girmediği tarlaları kullanıyorum. Dere nahiyesinin köylerinde, rakım olarak da yüksek Kayabağ (Ağzunik) köyü var. Orada otuz kırk yıldan beri sürülmeyen tarlaları sürdük, taşını ayıkladık. Burayla ikisi arasındaki mesafe 15-16 kilometre. Mesafe uzak olunca gidiş gelişte, ekipman götürmekte zorlanıyoruz” diyor. Biçerdöverin gelip geçmediğini, ekili alan az olduğu zaman kendisini kurtarmıyor diye biçmeye gelmediğini ama fazla ektikleri zaman da bunun maddi yükünün altından kalkamayacaklarını ifade eden Üzgün, “Israrlarımıza rağmen biçerdöver yine de gelmeyince sonunda iki kat maliyetine biçtirebildik. Burada biçerdöver dönümünü iki yüz elli liraya biçti, orada dört yüz liraya biçti. Aradaki bu uçurumla bir şey kazanamazsın. Özellikle de biçerdöver konusunda çok sıkıntı çektik. Bu yıl mesela Pertek ve Dersim belediyesi ve İl Tarım Müdürlüğü’nden bu konuda yardımcı olmalarını istedik ama pek karşılık bulamadık. En azından onlar kurumdur. Kurum olarak yoldan geçen bir biçerdöverciyi yönlendirebilirlerdi ama yapmadılar. Geçen sene ve önceki sene tarla sürdüğüm zaman çevre köydekiler ‘haberimiz olsa biz de ekerdik’ Yani sen biçerdöver getireceksin. Biz de ondan faydalanırız. Yani makina gitmeyince insanlar da ekmiyor” dedi. “İNSANLAR KÖYÜNE DÖNSÜN, EKSİN, BİÇSİN” Kendilerinin yeterli arazileri olmadığını, başkalarının tarlalarını ektiğini ama bunlara kira ücreti ödemediğini, insanların sırf tarlalarının yerleri belli olsun diye arazilerini kendisine bedelsiz verdiğini söyleyen Üzgün, “Yarın öbür gün ‘sen çok para kazandın’ deyip tarlaları geri alabilirler. Araziler bana ait olmadığı için herhangi bir destekleme de almıyorum. Yeterli teşvik yok. Oysa üreticilerin bizzat desteklenmesi lazım. Mesela mazot desteği verebilirlerdi. Sonuçta burada da üretimin devam edebilmesi ve insanların ekmeleri için önayak olabilirlerdi. İnsanlar köyüne dönsün, eksin, biçsin. Beraber hareket etsin” dedi. “YERLİ ATALIK BUĞDAY TOHUMLARINI BULUP ÇOĞALTIYORUZ” Bu işe karar verdikleri zaman ilk önce yerli atalık tohumlar ile başladıklarını belirten Üzgün, atalık tohumlarla ilgili şu bilgileri verdi. “Bizim burada ekilen aşure dediğimiz bir buğday türü vardı. Diğer buğday türlerine göre az ürün veriyor ama kalite olarak çok güzel. Bir de ‘bare’ dediğimiz baharda ekilen yazlık yerli tohumlar vardı. Bu tohumları 30-40 yıl ambarında saklayan insanlar vardı. Bunları buldum, aldım, selektöre verdim. Birinci yıl ektim, sırf tohum tazelensin diye. Biçme zamanı gittiğimde biçerdöverci ‘Abi bunu niye biçiyorsun, zaten bunda bir şey yok’ dedi. Ben sadece tohumu yenilensin, tazelensin diye biçiyorum. Yoksa verdiğim emeği, yaptığım masrafı karşıladığından değil. Bu şekilde tohumları bulup, çoğaltıp üretim yapıyoruz ama pazarını bulamayınca bunu sürdürebilme şansımız yok. Bu yıl iki yüz dönüm civarında aşure ve bare buğdayı ektim. 85 dönümden 5 ton ürün çıktı. Dönümüne 25 kilo atmıştım. Gübre ya da herhangi bir ilaç kullanmadık. Ne ektikse ve tanrı bize ne verdiyse onu kabul ediyoruz” “BU İŞİ BUNDAN SONRA YÜRÜTEBİLİR MİYİM BİLMİYORUM” Eskiden buğdayın yanısıra nohut da ektiklerini ama yüksek rakımlı yerlerde domuzdan dolayı şu an nohut ekmediklerini, çünkü tarlayı domuzdan koruyamayacaklarını ifade eden Üzgün, “Biçimi biraz geciktiği zaman domuzlar zarar veriyor. Tarlanın içine giriyor, yatırıyor, yiyor, kırıyor, dağıtıyor. Birkaç tarlayı bu şekilde tahrip ettiler. Onlarla da ayrı bir mücadele etmek gerekiyor, onu da yapamayız. Mesafe uzun olduğu için her gün gidip gelmekte zorlanırız” diyor. Yaptıkları ekolojik üretimi sürdürme konusunda ise Üzgün, şunları not düştü. “Bu işi bundan sonra yürütebilir miyim bilemiyorum. Bu yıl ki ürünümü satarsam seneye tekrar ekmeyi düşünürüm, yoksa yapamam. Pazarlarken zorlanıyoruz. Maliyetler yüksek olduğu için ucuza satamıyoruz ama insanların da alım gücü yok. Bu tür zorluklarımız var. Bu işler uzaktan bakıldığı kadar kolay bir şey değil. Bunları üretirken etraftakiler her türlü şeyi de söylediler. Senin kafan çalışmıyor. Sen aptalsın. Niye gübre atmıyorsun. Niye ilaç atmıyorsun. Gübre atarsan şu kadar kazanırsın, gibi. Biz ise inatla sürdürmeye çalışıyoruz ama bilmiyorum ne kadarını başarabiliriz. Sizlerden beklediğimiz de pazarlama konusunda yardımcı olmanız” “DEVLET HİÇ YARDIMCI OLMUYOR” Buğdayları ekip biçmek
Dersim’de, deprem gerçeği ve sömürge madenciliği üzerine sempozyum yapılacak

TMMOB Dersim İKK ve Dersim Kent Koruma Kurulu üyeleri 22-23 Eylül’de deprem gerçeği ve sömürge madenciliği üzerine yapılacak sempozyuma ilişkin basın toplantısı düzenledi. Dersim halkını sempozyuma davet eden TMMOB Dersim İKK Sekreteri Uğur Beycan, “Hem bilimsel, hem teknik hem de toplumsal anlayışı örmek bütün kurumlarımızın üzerinde tarihsel bir sorumluluk olarak duruyor” dedi. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Dersim İl Koordinasyon Kurulu (İKK), 22-23 Eylül’de Dersim’de ‘Dersim Kent Sempozyumu’ düzenlenecek. Deprem gerçeği ve sömürge madenciliği üzerine yapılacak sempozyuma akademisyen, TMMOB yöneticileri ve mühendisler katılacak. Dersim İl Koordinasyon Kurulu ve Dersim Kent Koruma Kurulu üyeleri 22-23 Eylül’de deprem gerçeği ve sömürge madenciliği üzerine yapılacak sempozyuma ilişkin basın toplantısı düzenledi. “HALKIMIZI SEMPOZYUMA GÜÇ VERMEYE DAVET EDİYORUZ” 22-23 Eylül’de yapılacak Dersim Kent Sempozyumu’nun sömürge madenciliği ve deprem üzerine yapılacağını belirten TMMOB Dersim İKK Sekreteri Uğur Beycan, “Sempozyumu iki gün olarak planladık ve katılımcılar Türkiye genelinde akademisyen, TMMOB yöneticileri, mühendisler ve bu durumu inançsal boyutuyla da ele alacağız. Hem bilimsel, hem teknik hem de toplumsal anlayışı örmek bütün kurumlarımızın üzerinde tarihsel bir sorumluluk olarak duruyor. Bu tarihsel sorumluluğu da TMMOB olarak biz Dersim’den doğru kurumlarımızla bütünlüklü bir yaklaşımla açığa çıkartarak bir sonuç elde edebileceğimizi düşünüyoruz. Tüm halkımızı 22-23 Eylül’de yapılacak sempozyuma güç vermeye davet ediyoruz” dedi. “DERSİM’DE, DEPREME KARŞI NE YAPILABİLİR KONUSUNDA KAYGI OLUŞTU” Tunceli Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Yardımcısı Sönmez Aydın ise, “Pazarcık depreminden sonra Dersim’de depreme karşı ne yapılabilir noktasında bir kaygı oluştu. Bizlerde Dersim’de bulunan STK’lar olarak Dersim Koruma Kurulu oluşturduk, amacımız depreme karşı ne yapılabilir ve halkta bu konuda bir duyarlılığı açığa çıkartmaktı” diye belirtti. “YARIN İSTANBUL’DA ŞİRKET YETKİLİLERİ İLE TOPLANTI GERÇEKLEŞTİRİLECEK” FEDAŞ işçilerinin 42. gününde devam eden grevine ilişkin son bilgileri de paylaşan Uğur Beycan, “Bu durumla ilgili çözüm yaratma kaygısıyla dün Dersim Kent Koruma Kurulu olarak şirketin bölge müdürleriyle bir toplantı gerçekleştirdik. Yapılan toplantıda çözümün daha rasyonel bir şekilde ilerlemesi noktasında Dersim Kent Koruma Kurulu olarak holdingin icra kuruluyla bir görüşme durumu açığa çıktı. Görüşme talebi şirket yetkilileri tarafından olumlu karşılandı yarın İstanbul’da Dersim Kent Koruma Kurulu ve Dersim milletvekilimiz ile birlikte şirket yetkilileri ile bir toplantı gerçekleştirilecek. Çözümü ortaya çıkarmak için umudumuz var” diye konuştu. PİRHA/DERSİM
Dersim halkı: İşçilerin hakları verilsin, elektrik sorunu son bulsun

9 Ağustos’tan beri eylemde olan ve 32’si işten çıkarılan FEDAŞ işçilerinin eylemi, yaşanan elektrik kesintileri nedeniyle kentte ve özellikle köylerde yaşamı olumsuz etkiliyor. Ciddi bir soruna dönüşmeye başlayan konuyu Dersim halkına sorduk. Halk hem işçilerin haklı mücadelesini destekliyor hem de mağduriyetini dile getirerek, sorunun çözülmesini talep ediyor. Dersim’de çalışma koşulları ve ücretlerinin iyileştirilmesi talebiyle 9 Ağustos’tan beri eylemde olan ve 32’si işten çıkarılan FEDAŞ işçilerinin eylemi, yaşanan elektrik kesintileri nedeniyle kentte yaşamı olumsuz etkiliyor. Halk, anlaşma sağlanmasını ve mağduriyetlerinin giderilmesini beklerken FEDAŞ ise işçilerle halkı karşı karşıya getirmeye çalışıyor. Kentte ciddi bir soruna dönüşmeye başlayan konuyu Dersim halkına sorduk. “HAKLARI VERİLENE KADAR DİRENİŞE DEVAM ETSİNLER” “İşçilerin yanında olmayacağız da kimin yanında olacağız” diyerek söze başlayan köylü Ali Haydar Kurban, “İşçiler haklıdır, biz devamlı işçilerin yanındayız fakat elektriklerimiz kesiliyor, biz de zor durumda kalıyoruz. İşçiler haklarını istiyorlar, haklarına ve emeğe saygımız var. Hakları verilene kadar direnişe devam etsinler. Elektrikler çok kesilirse isyan başlar. Buzdolabı, şu bu var, elektrik olmayınca hiçbir şey yapamayız ki. Zararlı yine köylüler çıkacak. Köylüler bilinçli olsa, işçinin yanında olsa belki bu sorun daha erken çözülür ama köylüler o bilince sahip değil” dedi. Sonuna kadar işçilerin yanında olacaklarını ve yapılması gereken ne varsa yapacaklarını belirten Nail Çağdaş, “Geçenlerde bizim köyde elektrikler gitmişti, askeri denetim altında bir tane vatandaşı getirmişlerdi. Sonra eylemde olan işçi arkadaşlar gelip orda protestolara başladılar. Ben de onlara bir destek alkışı çaldım. İşçi arkadaşların emeğine saygı duyuyorum, onların eylemine de can-ı gönülden katılıyorum. Nerde bir sömürü düzeni varsa o düzene karşıyız. Elektrik mi gidiyor, bidon da sütün mü var. Valiye kadar çıksınlar. Sütünü oraya döküp çıksınlar. Sürekli işçinin yanında dursunlar” diye konuştu. “İŞÇİLER PERİŞAN OLUYOR, VATANDAŞLAR DA SIKINTIYA GİRİYOR” İşçileri desteklediğini çünkü asgari ücretle geçinmenin çok zor olduğunu söyleyen Abdullah Alaçam, “Adamlar sabahtan akşama kadar çalışıyorlar, perişan oluyorlar. Bence işçiler haklarını sonuna kadar savunsunlar. Elektrik işçileri kendi işlerini yapamadığı zaman vatandaşlar da sıkıntıya giriyor. Devletin buna bir çare bulması lazım. Yani en azından haklarını verseler işçiler de eylem yapmazlar zaten. İşçi kendi hakkını savunmak için greve gidiyor. Greve gitmemesi için devlet işçiyle beraber işverene gidecek ve ‘kardeşim sen bunun hakkını vereceksin’ diyecek. Böylece vatandaşını mağdur etmesinler” şeklide ifade etti. İşçinin hakkının ve emeğinin verilmesi gerektiğini, verilmediği zaman hizmet alınamayacağını ifade eden Kamer Bakır, “İşçiler çok kötü şartlarda çalışıyorlar. Kış aylarında gece saat 12-1’lere ya da sabahlara kadar çalıştıkları oluyor. Emeklerinin karşılığını alamıyorlar. Hak ettikleri ücretin verilmesi gerekiyor. Atatürk (Sihenk) mahallesinde kiralar 10-12 bin lira. Bir de öğrenci okutuyor, doğalgazı var bunun. 10-15 bin liraya geçinemiyorlar, işçilerin maaşlarının iyileştirilmesini bekliyoruz” diye belirtti. “İŞÇİ DE BENİM GİBİ FAKİR, NE DİYEBİLİRİM Kİ” İsmini vermek istemeyen yurttaş, “Hak neyse yerini bulsun, benim elimden ne gelir ki. Kodamanlar, büyükler var. Biz bir şey diyemeyiz ki, biz çöp kutusuyuz. Zaten 3 aydır elektriğimiz yok, sokak lambaları yok. İşçi de benim gibi fakir, ne diyebilirim ki. Tabii ki fakir fukaraya hakkını versinler, yazıktır” dedi. Türkiye’nin ekonomik koşullarında işçilerin 13-14 bin liraya çalışmasının insani ve ahlaki olmadığını belirten Hasan Yüksel, “İşverenlerin kendi sermaye çıkarları için işçileri köle olarak çalıştırması kabul edilecek bir durum değildir. Buna devletin de müdahale etmesi lazım. Dışardan işçilerin getirilmesi sağlıklı değil, hukuki de değil, yasal da değil. İşçileri destekliyoruz. En azından insanca yaşayabilecekleri bir ücretin ve daha iyi koşullarda çalışma haklarının sağlanması gerek” ifadelerine yer verdi. “BAZI KÖYLERDE ÜÇ HAFTADIR ELEKTRİK YOK” FEDAŞ’ı ve sekreterini arayıp konuştuklarını, kendilerine ‘işçilerin haklarını verin’ dediklerini dile getiren Talip Çakıcı, “Köyde elektriğimiz yok, bostanımızı sulayamıyoruz, mağdur olmuşuz. İşçilerin haklarını versinler. Asgari ücretle insan direğe çıkarttırılmaz, mağdur edilmez. Bu iş gerçekten ağır bir iştir. Bir de az sayıda eleman çalıştırıyorlar” dedi. İşçilerin haklı olduğunu ve haklarını savunduğunu, çünkü kiraların ve hayat pahalılığının arttığını ifade eden Metin Çoğan, “Elektrik özelleştirildiği için bu da şirketin sorunu. Bazı köyler var ki üç haftadır elektrik yok. Doğru dürüst gelip arızalara bakmıyorlar. O zaman şirket işçilerin hakkını versin, çalışıp hakkettikleri parayı versin. Asgari ücretle adam mı çalıştırılır bu dönemde” diyerek işçilerin yanında olduğunu söyledi. Buzdolabı ve televizyonlarının gittiğini, elektrik olmadığı için zor durumda kaldıklarını söyleyen Xeycan Gündüz, “Bir an evvel elektriğimiz gelsin istiyoruz. Bir geliyor elektrik, bir kesiyorlar. İşçiler de haklı, ne yapsalar zam verilmiyor. Haksızlığı kabul etmiyoruz” diye belirtti. “DEVLETİN ARABULUCU OLMASI LAZIM” İşçilerin adil bir ücret talebiyle başlattıkları ve greve dönüştürdükleri eylemi sonuna kadar desteklediklerini ve şu anda manzaranın gerçekten içler acısı olduğunu belirten Haydar Çetinkaya, “İlimiz dahilinde kurulu 6-7 tane baraj var ama köylerimizde, il merkezimizde, ilçelerimizde, sokaklarımızda, her tarafta elektrik kesintileri var. Şu anda emekçilerin yaptıkları grev dolayısıyla işten atılmaları diktatörce bir tavırdır. Böyle bir şey olamaz. Bunu da çok kaba ve çirkin buluyorum. Buna derhal son verilmelidir. İnsanları işten atmak yerine gerek valilik gerek Fedaş, Aksa olsun, önce işçilerin haklarını bir değerlendirmeleri lazım. Tarafların bir an önce masaya oturmasını kentimiz açısından faydalı buluyorum. Aksi halde yani elektriklerimiz bu kadar sık kesilmeye devam ederse bizim yapacağımız tek şey Fedaş’a yürümek olacaktır” değerlendirmesinde bulundu. “YARA BİR YERDE DEĞİL HER YERDE VAR” Her zaman işçilerin, ezilenlerin yanında olduklarını tekrarlayan Hasan Kıray, “Milleti ne hale koydular görüyorsunuz. Cebimizde çay parası yok ki gidip bir çay içelim. Zavallı işçiler ne yapsın” derken, Zeynel Doğan, “Grev yapsınlar, haklarıdır, tabi ki destekliyorum” dedi. Bu ülkede hiçbir şeyin çözümü olmadığını ifade eden Hıdır Kaş ise şunları söyledi: “Direnmek iyi bir şey değil, devlete karşı gelmektir. Biz hiçbir zaman devletin yanında yer almadık, hep devlete karşı geldik. Bu direnişin de haklı yönleri var ama sonuçta mutlu olacaklarını sanmıyorum. Bu direnişe hak vermek doğrudur, işçilerin maaşları düşüktür. 15 milyon emekli var, bunların 9 milyonu 7500 lira maaş alıyor. Bu maaşla nasıl kira ödesin, nasıl geçinsin. Direniş iyidir ama sonuçta bir şey olmaz. Köylerde askeriyeye yakın yerlerde elektrik var, diğerlerinde yok. Direnişe toplum olarak destek vermek lazım. Yüz kişinin içinde ben hastayım dedin mi olmuyor, hepsi birlikte hastayım diyecek. Yara bir yerde değil her yerde var” PİRHA – EYÜP HANOĞLU-CİHAN BERK/DERSİM
Dersim’de mantar toplamaya giden 2 kişiden haber alınamıyor

Dersim’in Pülümür ilçesinde bulunan Kırklar Dağı bölgesinde mantar toplamaya giden 2 kişiden dünden bu yana haber alınamıyor. İki ismin aileleri, yakınlarından haber alamamaları üzerine Acil Çağrı Merkezi’ne ihbarda bulundu. Bölgeye AFAD, jandarma, sağlık ve Munzur Arama Kurtarma Derneği üyeleri sevk edildi. İki ismi arama çalışmaları sürüyor. PİRHA/DERSİM
13. Avrupa Dersim Kültür Festivali, 26-27 Mayıs’ta Frankfurt’ta yapılacak

13. Dersim Kültür Festivali, Almanya’nın Frankfurt kentinde 26-27 Mayıs tarihlerinde düzenlenecek. Tertip Komitesi, Frankfurt Rebstockpark’ta yapılacak festivale ilişkin “Dersim’e sahip çıkmak dilimize, kültürümüze, kimliğimize ve geleceğimize sahip çıkmaktır. Gelin, hep beraber Dersim’i yaşayalım, yaşatalım” çağrısında bulundu. Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF), Dersim İnşa Kongresi (DİK) 13. Dersim Kültür Festivali’ne ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, “13. Avrupa Dersim Kültür Festivali 26-27 Mayıs 2023 tarihlerinde Frankfurt’ta gerçekleşecektir. Türk ulus devletinin inkârcı, katliamcı ve soykırımcı birinci yüzyılının geride kalacağı, ikinci yüzyıla girmek üzere olduğumuz bu süreçte, Avrupa Dersim Kültür Festivali inkârın, katliamın ve soykırımların yaşanmayacağı yeni yüzyılda halkların ve inançların özgür ortak yaşamlarına vesile olsun istiyoruz” denildi. FESTİVAL 2 GÜN SÜRECEK İki gün sürecek festivalin ilk gününde düzenlenecek “T.C. Soykırımlarla Yüzleşsin!, Demografik değişimi durdursun” konulu panele Jineoloji Komite Üyesi Haskar Kırmızıgül, Yazar Turabi Saltık ve araştırmacı İmam Canpolat katılacak. Her yıl geleneksel festivalde cem erkanının, anaların ve pirlerin yer aldığı postlar kurulurken, bu yıl Alevi inancına ve Alevi yoluna gönül vermiş zakirlere ve bağlamalarının tellerine yer verilecek, nefesler ve deyişler akşamı düzenlenecek. Alevi inancının sözlü tarihlerinden biri olarak bilinen beyit, deyiş ve klamlar seslendirilecek. KADIN, ÇOCUK VE İNANÇ PANELLERİ Festivalin ikinci günü ise kadın, çocuk ve inanç konulu panel düzenlenecek. “İki tutam saç. Dersim’in kayıp kızları” gibi belgeseller ile tanınan araştırmacı Nezahat Gündoğan, Kürt Kadın Hareketi’nden Besime Konca ve eğitmen İnci Kaya panelin konukları olacak. Festivalde Ayfer Düzdaş, Ferhat Tunç, Huriye Ahuzar, Grup Munzur, Ozan Rencber, Leyla Soysüren, Hasan Sağlam, Ozan Serdar, Umuda Haykırış ve Arêyê Kay sahneye çıkacak. Ressam Serpil Odabaşı da Kürtlere yönelik zulum, katliam ve isyanı konu alan eserlerini festivalde sergileyecek. Ayrıca çok sayıda yazar, araştırmacı da açılacak çadırda okuyucularıyla buluşacak. Ülkede ve Suriye’de yaşanan depremden kaynaklı her yıl düzenlenen Dersim düğünü ise bu yıl yapılmayacak. ÇOCUKLAR İÇİN ÖZEL ALAN Festivalde çocuklar da her yıl olduğu gibi unutulmadı. Dersim Kültür Festivali’nde OutdoorKids spor ve animasyon ekibi ile çocuklar için özel bir alan olacağını belirtti. Festivalde buluşma çağrısında bulunan Tertip Komitesi şu mesajı verdi: “Dersim’e sahip çıkmak dilimize, kültürümüze, kimliğimize ve geleceğimize sahip çıkmaktır. Gelin, hep beraber Dersim’i yaşayalım, yaşatalım. Şalvarını al da gel, peştemalını sar da gel, zılgıtını çal da gel misali sizleri ağırlayabilmek için, omuz omuza halaylarımızı çekmeye günleri sayıyoruz. Yaşam ve mücadele birliğinin ve ortak bağlarımızın önemli bir sembolü haline dönüşen Dersim Kültür Festivali’ne yediden yetmişe herkesi bekliyoruz.” 15’İ AŞKIN KURUM DESTEKLİYOR Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA), Avrupa Demokratik Dersim Birlikleri Federasyonu (ADEF), Dersim İnşa Kongresi (DIK) tarafından düzenlenen festivali, Maraş Dernekleri Federasyonu, Koçgiri, Ovacık Kurmeş, Kareliler dernekleri, Kürecik İnisiyatifi’nin de aralarında bulunduğu 15’i aşkın kurum destekliyor. PİRHA
Sakine Işık, Dersim’de toprağa sırlandı

Yazar Haydar Işık’ın eşi Sakine Işık, Dersim’de toprağa sırlandı. Ankara’da 20 Mayıs’ta Hakk’a yürüyen Sakine Işık için Dersim’de tören düzenlendi. 1938 doğumlu Sakine Işık için Nazımiye’de yapılan Hakk’a uğurlama erkanını Seyit Sabun Ocağı pirlerinden Hasan Kılavuz yürüttü. Kadınların, toplumun her alanında geri planda tutulduğunu belirten Pir Kılavuz, “Hepimizi doğuran annedir. Ağlayan, besleyen annedir. Hepimiz biliyoruz, bu yüzyılların tahribatıdır. Ama bugün nerede bulunursak Alevi pirleri, ocakzadeler, bu gerçeği her yerde haykırmalı” diye konuştu. Çok sayıda yurttaşın katıldığı törende Kürtçe deyişler seslendirildi. Sakine Işık, doğup büyüdüğü Qısle’de toprağa sırlandı. PİRHA/DERSİM
Gazeteci Caner Aktan’ın gözaltına alınması Dersim’de protesto edildi

Dersim’de Yeni Dersim Gazetesi Muhabiri Caner Aktan’ın 6 Mayıs’ta gözaltına alınmasına tepki gösterilerek açıklama yapıldı. Yapılan açıklamada, “Özgür basına yapılan her saldırı haber alma hakkımıza saldırıdır” denildi. Dersim’de Yeni Dersim Gazetesi muhabiri Caner Aktan’ın 6 Mayıs’ta gözaltına alınmasına ilişkin Sanat Sokağı’nda açıklama yapıldı. “Yeni Dersim gazetesi sahibi Caner Aktan serbest bırakılsın” yazılı pankartın açıldığı açıklamaya, gazeteciler, Emek ve Özgürlük İttifakı, Dersim Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu ve çok sayıda yurttaş katıldı. “GAZETECİLERİN GÖZALTINA ALINMASI BİR SUSTURMA OPERASYONUDUR” Açıklamayı okuyan sanatçı Metin Kahraman, “Nisan sonunda Diyarbakır’da düzenlenen bir operasyonla aralarında çok sayıda gazetecinin de bulunduğu 216 kişi hakkında soruşturma açılmış, bu kişiler arasından 4 gazeteci hakkında tutuklama kararı çıkarılmıştı. 14 Mayıs seçimlerinden hemen önce girişilen bu operasyon, seçimleri izleme ve seçim yolsuzluklarına müdahale etme gücü bulunacak kesimlerin pasifize edilmesi olarak yorumlanmıştı. Benzer bir operasyon Dersim’de de gerçekleştirilmiş, Dersim’de özellikle çevre mücadelesi, kültürel çalışmalar ve tarımsal kalkınmayla ilgili haberleriyle etkili bir gazetecilik çalışması yürüten arkadaşımız Caner Aktan, sözde bir siber saldırı suçlaması bağlamında gözaltına alınmıştır. Gazetecilerin gözaltına alınmasını yaklaşan seçime dönük bir susturma operasyonudur. Arkadaşımızın bir an evvel serbest bırakılmasını bekliyoruz. Özgür basına yapılan her saldırı haber alma hakkımıza yapılan bir saldırıdır. İktidarın bu baskılarına hep beraber dur demeliyiz” dedi. “ÖZGÜR BASIN SUSTURULAMAZ” Açıklamadan sonra konuşan gazeteci Hüseyin Yaşar Sezgin de, “Ankara ve İstanbul merkezli son süreçte yapılan soruşturmalarda çok sayıda gazeteci arkadaşımız gözaltına alındı. İşkence yapılarak, tutuklandılar. Mezopotamya ve Jinnews haber ajansları, Yeni Demokrasi muhabiri gözaltına alındı. aynı zamanda Yeni Dersim muhabiri Caner Aktan da gözaltına alındı. Özgür basının susturulabileceğini zannediyorlar. Seçim sürecinde bu baskıların karşısında dimdik durmaya devam edeceğiz. Özgür basın susturulamaz. Gazetecilik suç değildir” diye konuştu. Açıklama ‘Baskılar bizi yıldıramaz’ sloganlarıyla sona erdi. PİRHA/DERSİM
Abdal Musa Postnişini Eriş’ten AKP’nin Cemevi Başkanlığı’na tepki: Güvenmiyoruz

ANTALYA- Abdal Musa Postnişini Hüseyin Eriş, AKP tarafından kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bünyesinde sözleşmeli personel alınmasına tepki göstererek, “Alevilerin üzerinde bu tür oyunlar hep oynana gelmiş olsa da uzun vadede çok başarılı olacaklarını düşünmüyorum” dedi. Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile kurulan Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bünyesinde 40 sözleşmeli ‘uzman’ personelin istihdam edildiği duyurulmuştu. Aleviler ise asimilasyona hizmet edeceği gerekçesiyle buna karşı çıkmayı sürdürüyor. Abdal Musa Postnişini Hüseyin Eriş, Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın kurulmasını “Alevilere nasıl yakınlaşabiliriz, onları nasıl kazanabiliriz düşüncesi” diye yorumladı. Eriş, “Gerçekten anlamakta zorluk çekiyorum” diyerek, “Ne istiyorlar, ne yapmaya çalışıyorlar?’ sorusunu da yöneltti. Hüseyin Eriş, AKP iktidarının, Alevi toplumuna yönelik yaptıklarının ortada olduğunu belirterek, “Sadece Aleviler değil, kendisi gibi düşünmeyen herkese farklı bir gözle baktığını görüyoruz zaten” dedi. “DEVLETİN YAKLAŞIMINI SAMİMİ GÖRMÜYORUZ, İNANMIYORUZ” Hüseyin Eriş, AKP iktidarının, Alevi toplumuna karşı samimiyet göstermediğinin altını çizerek şunları ifade etti: “Bu bir samimiyet meselesidir. Samimiyet gerekli ama samimiyet göremiyoruz. Neyi anlatmaya çalışıyorlar, nasıl yapacaklar, kimlere neyi verecekler bu da çok belli değil. ‘Sen Alevisin, sen Alevi dedesisin, Alevi babasısın’ deyip, oraya koymakla ne yapmaya çalışıyorlar, bu da çok belli değil. Mutlaka iktidarın bir amacı vardır, onu biliyoruz. İnançlı Aleviler, Yol’u, erkanı bilen Aleviler, dedeler, talipler, canlar her şeyi görüyor. Bunlar geçicidir. Zaman zaman Alevilerin üzerinde bu tür düzenler, oyunlar hep oynana gelmiş. Tabii zaman zaman başarılı oldukları yer de var. Pir Sultan der ya, “Her ağacın kurdu özünden olur”, bizim içimizde de kurtlar var. Tabii onlar bizim özümüzden gelip ufak tefek nifakları Aleviliğe, Bektaşiliğe sokuyor ama bunların uzun vadede çok başarılı olduklarını, olacaklarını düşünmüyorum.” PİRHA/Cebrail ARSLAN