Müftülük, kadınların yüzlerini buzladı

Konya’da hafızlık diplomalarının dağıtım töreninde çekilen fotoğraflarda kadınların yüzleri gizlendi. Kadınların siluetlerinin buzlandığı fotoğraflar hem müftülüğün web sitesinde hem de il müftüsünün sosyal medya hesabından paylaşıldı. Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Karatay Müftülüğü 22 Eylül’de Hafızlık Diploma Töreni düzenledi. Törende 172 kadın ve erkek hafıza diplomalarını Konya İl Müftüsü Ali Öge verdi. Diploma törenini sosyal medya hesabından duyuran Öge, hafızları kutladı ve fotoğraf paylaştı. Öge’nin kadın hafızlarla çektirdiği fotoğrafta, kadınların yüzlerinin buzlandığı görüldü. Aynı fotoğraf kareleri Karatay Müftülüğü’nün sitesinde de kadın hafızların yüzleri buzlanmış şekilde paylaşıldı. PİRHA

Pertek’te bir ekolojik tarım hikayesi: Sürdürebilir miyiz bilmiyoruz

Dersim’de son yıllarda köye dönüşlerle ilgi odağı olan ekolojik tarım, yüksek maliyetler ve düşük verim nedeniyle, deneyenlerin çoğu için hüsranla sonuçlanıyor.  Pertekli çiftçi, “yerli tohumlarla zararlı gübre kullanmadan üretim yapıyoruz ama destek yok, nereye kadar dayanabiliriz, bilmiyorum” diyor. Dersim’de son yıllarda doğal-ekolojik tarıma ilgi giderek artıyor. Memlekete geri dönenlerin de en gözde ilgi alanını oluşturuyor. Fakat gelip deneyenlerin çoğu ya yarıda bırakıyor ya da hobi temelinde küçük uğraşlarla sınırlıyor bu alanı. Çünkü ekolojik tarımın maliyetleri yüksek ve verimi düşük. Bu nedenle bireysel düzeyde başlayıp sürdürenlerin sayısı çok az. Ancak belediyelerin, kooperatiflerin ve sivil girişimlerin çabaları daha uzun soluklu olabiliyor. YERLİ TOHUMLAR YOK OLUYOR Ekolojik tarım alanındaki en ciddi sorun yerli atalık tohumların temininde yaşanıyor. Dersim’de 93-94 sürecindeki zorunlu göçlerle neredeyse biten tarımsal faaliyetlerin bir sonucu olarak yerli tohumlar yok olmaya yüz tuttu. Son yıllarda tekrar canlanan tarımsal faaliyetler ise sağdan soldan temin edilen kaynağı ve toprakla uyumu belirsiz hibrit tohumlara dayanıyor. Az sayıdaki üreticide kalan yerli tohumlar da günden güne yok oluyor çünkü verimi düşük olduğu, desteklenmediği ve fiyat rekabeti yapamadığı için üreticiler daha fazla gelir elde edebilmek için hem verimi daha yüksek olan hem de daha hızlı yetişen modern hibrit tohumları tercih ediyorlar. Bir örnek vermek gerekirse, Ovacık’ın yerli çalı fasulyesi tohumu yetişmek için en az 4 aya ve 11-12 kere sulanmaya ihtiyaç duyup bire 8-10 ürün verirken, Konya’dan getirtilen modern çalı fasulyesi tohumu hem 3 ayda yetişiyor hem yaklaşık 7 defa sulanıyor hem de çok daha fazla ürün veriyor. Oysa yerli çalı fasulyesi protein ve besin değerleri açısından daha zengin, yemeği daha sağlıklı ve daha lezzetli ama kooperatifler ve pazar her iki ürünü aynı fiyata satın aldığı için yerli ekolojik üretim yapan çiftçi zarara uğruyor. Ovacık’ta yerli çalı tohumu ile üretim yapan çiftçilerin çoğu, tüm bu sebeplerden dolayı pazar ile rekabet edemedikleri için Konya tohumuna geçtiler ve yerli tohum neredeyse yok oldu. EKOLOJİK TARIM AZ SAYIDA ÜRETİCİNİN ISRARINA DAYANIYOR Sadece az sayıdaki üretici ve girişim yerli tohumları çoğaltmakta ve bununla üretim yapmakta ısrar ediyor. Bunlardan biri de ekolojik tarım alanında 7 yıldır faaliyet yürüten Anka Dersim girişimi. Girişim, geleneksel üretim kültürünü modern tarıma entegre ederek özellikle yerli atalık buğday tohumlarını çoğaltıp çiftçilere dağıtarak, fenni gübre kullanılmamış tarlalarda ekolojik üretim yapılmasını teşvik ediyor. Pertek Dere nahiyesi Çem (Çay) köyünde, restore edilmiş asırlık bir de su değirmeni var girişimin. “BİÇERDÖVER BULMAKTA SIKINTI ÇEKİYORUZ” Daha önce İl sağlık müdürlüğünden memur olarak çalışan ve şu anda Pertek’in Beydamı (Balişer) köyünde yaşayan Üzgün, “Birkaç yıldan beri doğal, ekolojik tarımla uğraşıyorum. İmkanlarımız kısıtlı olduğu için zor şartlarda üretim yapabiliyoruz. Buğday ektiğim zaman, yıllarca kullanılmayan, kimyasal gübrenin, ilacın girmediği tarlaları kullanıyorum. Dere nahiyesinin köylerinde, rakım olarak da yüksek Kayabağ (Ağzunik) köyü var. Orada otuz kırk yıldan beri sürülmeyen tarlaları sürdük, taşını ayıkladık. Burayla ikisi arasındaki mesafe 15-16 kilometre. Mesafe uzak olunca gidiş gelişte, ekipman götürmekte zorlanıyoruz” diyor. Biçerdöverin gelip geçmediğini, ekili alan az olduğu zaman kendisini kurtarmıyor diye biçmeye gelmediğini ama fazla ektikleri zaman da bunun maddi yükünün altından kalkamayacaklarını ifade eden Üzgün, “Israrlarımıza rağmen biçerdöver yine de gelmeyince sonunda iki kat maliyetine biçtirebildik. Burada biçerdöver dönümünü iki yüz elli liraya biçti, orada dört yüz liraya biçti. Aradaki bu uçurumla bir şey kazanamazsın. Özellikle de biçerdöver konusunda çok sıkıntı çektik. Bu yıl mesela Pertek ve Dersim belediyesi ve İl Tarım Müdürlüğü’nden bu konuda yardımcı olmalarını istedik ama pek karşılık bulamadık. En azından onlar kurumdur. Kurum olarak yoldan geçen bir biçerdöverciyi yönlendirebilirlerdi ama yapmadılar. Geçen sene ve önceki sene tarla sürdüğüm zaman çevre köydekiler ‘haberimiz olsa biz de ekerdik’ Yani sen biçerdöver getireceksin. Biz de ondan faydalanırız. Yani makina gitmeyince insanlar da ekmiyor” dedi. “İNSANLAR KÖYÜNE DÖNSÜN, EKSİN, BİÇSİN” Kendilerinin yeterli arazileri olmadığını, başkalarının tarlalarını ektiğini ama bunlara kira ücreti ödemediğini, insanların sırf tarlalarının yerleri belli olsun diye arazilerini kendisine bedelsiz verdiğini söyleyen Üzgün, “Yarın öbür gün ‘sen çok para kazandın’ deyip tarlaları geri alabilirler. Araziler bana ait olmadığı için herhangi bir destekleme de almıyorum. Yeterli teşvik yok. Oysa üreticilerin bizzat desteklenmesi lazım. Mesela mazot desteği verebilirlerdi. Sonuçta burada da üretimin devam edebilmesi ve insanların ekmeleri için önayak olabilirlerdi. İnsanlar köyüne dönsün, eksin, biçsin. Beraber hareket etsin” dedi. “YERLİ ATALIK BUĞDAY TOHUMLARINI BULUP ÇOĞALTIYORUZ” Bu işe karar verdikleri zaman ilk önce yerli atalık tohumlar ile başladıklarını belirten Üzgün, atalık tohumlarla ilgili şu bilgileri verdi. “Bizim burada ekilen aşure dediğimiz bir buğday türü vardı. Diğer buğday türlerine göre az ürün veriyor ama kalite olarak çok güzel. Bir de ‘bare’ dediğimiz baharda ekilen yazlık yerli tohumlar vardı. Bu tohumları 30-40 yıl ambarında saklayan insanlar vardı. Bunları buldum, aldım, selektöre verdim. Birinci yıl ektim, sırf tohum tazelensin diye. Biçme zamanı gittiğimde biçerdöverci ‘Abi bunu niye biçiyorsun, zaten bunda bir şey yok’ dedi. Ben sadece tohumu yenilensin, tazelensin diye biçiyorum. Yoksa verdiğim emeği, yaptığım masrafı karşıladığından değil. Bu şekilde tohumları bulup, çoğaltıp üretim yapıyoruz ama pazarını bulamayınca bunu sürdürebilme şansımız yok. Bu yıl iki yüz dönüm civarında aşure ve bare buğdayı ektim. 85 dönümden 5 ton ürün çıktı. Dönümüne 25 kilo atmıştım. Gübre ya da herhangi bir ilaç kullanmadık. Ne ektikse ve tanrı bize ne verdiyse onu kabul ediyoruz” “BU İŞİ BUNDAN SONRA YÜRÜTEBİLİR MİYİM BİLMİYORUM” Eskiden buğdayın yanısıra nohut da ektiklerini ama yüksek rakımlı yerlerde domuzdan dolayı şu an nohut ekmediklerini, çünkü tarlayı domuzdan koruyamayacaklarını ifade eden Üzgün, “Biçimi biraz geciktiği zaman domuzlar zarar veriyor. Tarlanın içine giriyor, yatırıyor, yiyor, kırıyor, dağıtıyor. Birkaç tarlayı bu şekilde tahrip ettiler. Onlarla da ayrı bir mücadele etmek gerekiyor, onu da yapamayız. Mesafe uzun olduğu için her gün gidip gelmekte zorlanırız” diyor. Yaptıkları ekolojik üretimi sürdürme konusunda ise Üzgün, şunları not düştü. “Bu işi bundan sonra yürütebilir miyim bilemiyorum. Bu yıl ki ürünümü satarsam seneye tekrar ekmeyi düşünürüm, yoksa yapamam. Pazarlarken zorlanıyoruz. Maliyetler yüksek olduğu için ucuza satamıyoruz ama insanların da alım gücü yok. Bu tür zorluklarımız var. Bu işler uzaktan bakıldığı kadar kolay bir şey değil. Bunları üretirken etraftakiler her türlü şeyi de söylediler. Senin kafan çalışmıyor. Sen aptalsın. Niye gübre atmıyorsun. Niye ilaç atmıyorsun. Gübre atarsan şu kadar kazanırsın, gibi. Biz ise inatla sürdürmeye çalışıyoruz ama bilmiyorum ne kadarını başarabiliriz. Sizlerden beklediğimiz de pazarlama konusunda yardımcı olmanız” “DEVLET HİÇ YARDIMCI OLMUYOR” Buğdayları ekip biçmek

Hatay’da ağır hasarlı bina çöktü: 1 ölü

Hatay’da yıkım çalışması sırasında çöken ağır hasarlı binanın altında kalan iş makinesinin operatörü hayatını kaybetti. Hatay’ın merkez Antakya ilçesi Odabaşı Mahallesi’nde bulunan ağır hasarlı bina yıkım sırasında çöktü. İş makinesiyle birlikte çöken binanın altında kalan operatör, AFAD ekipleri tarafından yapılan çalışma sonucu bulunduğu yerden çıkarıldı. Hayatını kaybeden operatör Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi morguna kaldırıldı. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı. MA

Gazeteci Seyit Evran yaşamını yitirdi

Özgür Basın emekçisi Seyit Evran, tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirdi.  Özgür Basın Birliği (Yekitiya Ragihandina Azad-YRA), konuya dair açıklama yaptı. YRA Eşbaşkanı Dilyar Ciziri, “Kurdistan Özgür Basını’nın sütunlarından biri daha sonsuzluğa yol aldı” dedi. Evran’ın uzun bir süredir kalp hastalığından kaynaklı hastanede tedavi gördüğünü aktaran Ciziri, “O, Özgür Basın’ın 30 yıllık belleği ve hafızasıydı. Bu kutsal ve paha biçilmez yolun yorulmaz bir eylemcisi oldu. Toplumların aydınlanma çalışmasındaki tutkusu ve mücadele kararlılığı, önüne çıkan bütün engel ve zorlukları aşmasını sağladı. Duruşu, eylemi ve kalemiyle özgür basın sayfalarında emsalsiz yerini aldı” diyen Ciziri, sözlerine “Özgür Ülke gazetesinin İstanbul’daki merkezi ile Ankara ve Amed’deki ofisi 3 Aralık 1994 gecesi bombalandığında Seyit yoldaş da gazetenin genel merkezinde Yazı İşleri Sorumlusu’dur. Bu saldırıda Seyit arkadaş da 23 arkadaşıyla birlikte yaralanır. İnsanların gazete okumaya bile korktuğu yıllarda o, ikirciksiz bir şekilde çalışmalar yürütür. Hakikat ve özgürlük aşkıyla çoğu zaman ölümle yüz yüze gelir.” şeklinde devam etti. Ciziri son olarak Seyi Evran’ın vefat nedenine değinerek, “Seyit arkadaş, 2020 yılından beri sağlık sorunlarıyla mücadele ediyordu. İki kere kalp krizi geçirdi, bu yüzden birkaç defa ameliyat olmak zorunda kaldı. Sağlık sorunlarına rağmen çalışmalarını aralıksız coşku ve moralle sürdürdü.En son hastalığı yeniden nüksetti ve bedenini zorladı. Bu nedenle bir süredir hastanede tedavi görüyordu. Ancak maalesef tüm çabalara rağmen 22 Eylül sabahı kalbi durdu ve aramızdan ayrıldı.” dedi. MA

Sohbeti Aç
Sizi Dinliyoruz
Merhaba Size Nasıl Yardımcı Olabilirim?